Çantanın Parası


Mustafa dört çocuklu bir ailenin en küçüğüydü. İki abisi bir de ablası vardı. Ablası Özlem ile aralarında çok yaş farkı vardı. Babasına göre onun evlenme zamanı gelmişti artık. Bu yüzdendir ki her akşam kahveden eve döndüğünde “ Yeter artık beslediğimiz bu kızı Ayşe! Everelim gitsin şunu yoksa evde kalacak.” diye söylenirdi. Özlem de bunu duyar duymaz ağlayarak odaya koşardı. En büyük abisi Orhan’ı ise çalışsın diye İstanbul’a yollamıştı babası. Bu fikri de yan komşuları Hüseyin vermişti. İzne geldiği bir ara “ Yusuf, senin şu büyük oğlanın da gücü kuvveti yerine gelmiştir. Ver benim yanıma götüreyim onu da çalışsın para kazansın.” Yusuf da hiç düşünmeden onaylamıştı hatta çok sevinmişti. Ne de olsa evden bir boğaz eksilecekti. Orhan bu haberi duyunca iki gün odasından çıkmamıştı. Her gün “ Ana kurbanın olayım yollamayın beni çalışmaya. Ne yaparım koca şehirde tek başıma?” der dururdu. Anası hiç ister miydi onun uzaklara gidip çalışmasını? İstemezdi ama Yusuf’un dediği dedikti. Kimse konuşamazdı karşısında. Ağlasa da zırlasa da Orhan’ı Hüseyin’le koca İstanbul’a yollamıştı. Diğer abisi Kemal ise bir öte mahalledeki bakkalda çıraklık yapardı. Bakkala olan borç bir hayli birikmişti de Kemal’i o yüzden bakkala çıraklık yapsın diye vermişti. Babası Yusuf ise çalışmazdı. İki sene önce şehirdeki fabrikadan işçi fazlalığından dolayı çıkarılmıştı. O günden beridir hiçbir işte çalışmamıştı. Bir süre sonra bu durum hoşuna bile gitmişti. Ondan bundan aldığı borçla kahvelerde sürter, elindekini de kumarda kaybeder, kaldıysa cebinde bir kaç metelik onunla da sigara alır gecenin bir yarısı eve dönerdi.


***

Mustafa evin okula giden tek çocuğuydu. Abileri çalışmak için okulu bırakmak zorunda kalmış, ablası da koca bekliyordu zaten . Babası Mustafa’nın da okula gitmesini istemiyordu ama annesi buna canı pahasına karşı çıkmıştı. Her gün yediği dayaklar, duyduğu küfürler yıldırmamıştı onu. Annesi Mustafa’nın okuyacağına her şeyden çok inanıyordu. Bu kötü hayatına rağmen bir umudu vardı. O umudun adı da Mustafa’ydı. O okuyacak kendisini de anasını da kurtaracaktı buralardan. Babası Yusuf bu yüzden çıkan kavgalardan bıkmıştı artık. “ Ne haliniz varsa görün!” der kapıyı çarpıp çıkardı evden. Mustafa da her kavgadan sonra ağlayan annesine “ Merak etme sen anacım, okuyacağım ben. Büyük adam olup çok para kazanacağım. Zengin olacağız, zengin!” derdi. Bunu der demez annesinin boynuna atılır sımsıkı sarılırdı. Annesinin de göz yaşlarıyla yıkanan yanakları kızarır, tebessüm ederdi. Mustafa’nın saçını okşar, yüzünün her tarafına öpücükler kondururdu. Mustafa da bu sevgi selinden ayrıldıktan sonra hemencecik aklından hiç çıkmayan konuya girerdi. “Anne, kaç senedir aynı çantayla okula gidiyorum. Yenisini almayacak mıyız? Hem bu sene ortaokula başlayacağım. Yeni arkadaşlar, yeni öğretmenler...” “Paramız yok ki yavrum. Nasıl alalım? Sen en iyisi bu sene de eskisiyle idare et. Abin İstanbul’dan gelince yenisini alırız.” Mustafa bu sözleri duyacağını bile bile bir umut sorardı ama nafile, yine aynı cevap. Önceleri çok ağrına giderdi bu sözler ama artık alışmıştı. O kadar üzülmüyordu artık. Yüzü birazcık düşerdi yine de ama eski neşesine dönmesi çok uzun sürmezdi.

***

Mustafa mahalle arkadaşları tarafından sevilen bir çocuktu. Ne zaman çağrılsa koşar oynardı, yok demezdi. Annesi de her gittiğinde “ Babana görünme ortalıkta, kızar yoksa” diye tembih ederdi. Mustafa çok iyi futbol oynardı. Bu yüzden arkadaşları onsuz maç yapmazdı. Yine Mustafa’yı çağırıp maç oynadıkları bir gün aralarında konuşmaya başladılar. Aralarından en konuşkan olanı Halil hemen atıldı: “Yukarı mahalledeki kırtasiyeye çok güzel okul malzemeleri gelmiş. Kalemler, defterler, çantalar... Biz babamla yarın gidip alışveriş yapacağız oradan.” Mustafa çanta lafını duyar duymaz yüzünü astı ve “Hadi hadi karanlık çökecek, bitirelim şu maçı artık geç oldu.” dedi. Maçı bir an önce bitirip yarın tekrar oynamak üzere sözleştiler ve evlere dağıldılar. Mustafa ise Halil’in dediği kırtasiyeyi merak edip koşa koşa yukarı mahalleye gitti. Gerçekten de çantalar Halil’in dediği kadar güzeldi. Bir an “Babama söylesem bana çanta alır mıydı acaba?” diye geçirdi içinden ama böyle bir şeyin mümkün olamayacağı gerçeği beynine şimşek gibi çakıvermişti. Kırtasiye sahiplerinin ters ters bakışı eşliğinde yavaş yavaş eve yürümeye başladı. Biraz ilerledikten sonra aşağı yukarı onunla aynı yaşta bir çocuğu kağıt helva satarken gördü. Zayıf, üstü başı kirli bir çocuktu. Bir süre çocuğa durup baktı ve acıktığını fark edip eve doğru adımlarını hızlandırdı. Yürürken de o çocuğun neden bu yaşta kağıt helva sattığını düşündü. “Çok para kazanıyor mudur? Kazanıyorsa bir çanta almaya yetecek kadar mı? Kazanıyorsa eğer ben de satar istediğim çantayı alırım.” dedi sesli bir şekilde ve ta eve kadar bunu düşündü. Eve geldiğinde annesi çoktan sofrayı hazırlamıştı. Biraz önce düşündüklerinin ve yeni bir çantasının olma ihtimalinin verdiği büyük bir iştahla yemeğini hızlı hızlı yedikten sonra yatağına koştu. Gözlerini kapamadan önce uzun uzun yeni çantasının hayalini kurdu ve uykuya daldı.

*** Mustafa ertesi sabah erkenden uyandı. Üstünü başını hızlıca değiştirip annesine “Anne ben bugün kahvaltı yapmayacağım. Futbol oynamaya gidiyoruz arkadaşlarımla.” diyerek evden bir koşu çıktı. Dün yukarı mahallede kağıt helva satan çocuğu gördükten sonra o da kağıt helva satıp istediği çantayı alacaktı. Bunda kesin bir karar kılmıştı. Ama büyük bir sorunu vardı: Kağıt helvaları nereden bulup satacaktı? Uzun bir süre bunu düşündükten sonra Kemal abisinin çıraklık yaptığı bakkal aklına geldi. Babası yakın civardaki bütün bakkallara borçlu olduğu için Mustafa’yı onlar kapıdan bile içeri sokmazlardı. Abisinin başı belaya girebilirdi ama yeni çantaya değer diye çok aldırmadı bu düşünceye. Yüzüne gelen bir tebessümle Cemal amcanın dükkanına koşa koşa gitti ve bir hışımla içeri girdi. Cemal amca epey yaşlandığından gözleri artık zar zor seçer hale gelmişti. Uzun uzun baktıktan sonra; “Mustafa sen misin?” “Evet benim Cemal amca.” “Hayrola niye geldin Mustafa?” diye araya girdi Kemal. “Hiç, öyle canım sıkıldı, oynayacak kimse de yok diye buraya geldim. Belki yardım ederim size.” “İyi olur, iyi” dedi Cemal amca. “ Kemal’in eli çok ağır zaten. Sabahtandır şu iki tezgahın tozunu alamadı daha. Sen de git depodaki malları güzelce istifle, Kemal’in bitireceği yok gibi.” dedi ve müşteriyle ilgilenmesi için Kemal’e kaş göz edip yerine oturdu. Cemal amca yerinden hiç kalkmazdı. Bütün işlerini Kemal’e yaptırır, sadece tuvalet için sandalyesini yalnız bırakırdı. Öyle olmasa zaten Mustafa kasadan paraları alıp, hiç kağıt helva satma zahmetine girmezdi. Gerçi alsa da on dakikada bir kasayı kontrol eden Cemal amca fark etmez miydi? “Haydi ne duruyorsun bakkalın orta yerinde? Yardım edecek misin etmeyecek misin? Mustafa Cemal amcadan bunları duyar duymaz depoya koştu. Kolileri dikkatlice istiflemeye koyuldu. “İçlerinden birinde kağıt helva olmalıydı, çok satılır kağıt helva.” diye geçirdi aklında ve haklı da çıktı. Hatta bir değil, en az üç dört tane koli kağıt helva doluydu. Kolilerden birini açıp çantasına alabildiği kadar doldurdu. Doldurduktan sonra diğer kolileri de istifleyip çıktı depodan. “İstifledim hepsini Cemal amca, artık giyim mi ben?” “Tamam tamam, git artık sen.” dedi Cemal amca. Mustafa çantayı fark ettirmeden hızla bakkaldan çıkıp bir an önce oradan uzaklaşmaya başladı. Kağıt helvaları satmak için yer aramaya koyuldu. Bu civarda satamazdı çünkü onu herkes tanırdı burada. Babasının kulağına gitmesi uzun sürmezdi. Bu yüzden tanınmayacak ve kalabalık bir yer bulmalıydı. Orası da tabii ki ana caddeydi. Caddenin en iyi yerine tezgahını kurdu ve “Kağıt helva! Kağıt helva!” diye bağırmaya başladı.

***

Mustafa bir kaç gün boyunca Cemal amcanın bakkalından çaldığı kağıt helvaları satmaya götürdü. Arkadaşları sürekli Mustafa’nın evine gidip boş dönüyorlardı. Mahallenin maçları artık onsuz çok keyifsizdi. Mustafa kağıt helva satmakla meşgul olduğundan arkadaşlarını ve oyunları aksatmıştı. Okulların açılmasına da son bir gün kala arkadaşları bir kez daha kapıyı çaldılar ama Mustafa yine evde yoktu. Mustafa ise çantanın parasını henüz toplayamamıştı. Elindeki son kağıt helvaları da satsa alabilirdi ama gün kararmaya başlamıştı artık. Herkes yavaş yavaş evlerine dağılıyordu. Mustafa’nın da oraya buraya koşuşturmaktan dizlerinde derman kalmamıştı. Kaldırımın köşesine oturup sessizce ağlamaya başladı. Biraz sonra arkadan bir ses: “Niye ağlıyorsun bakalım delikanlı?” dedi. Mustafa cevap vermedi başta ama kısa bir bakışmadan sonra iç çekmeler eşliğinde “Kağıt helvalarımı satamadım.” dedi. “Niye satıyorsun bunları sen? Kimin kimsen yok mu?” “Var. Ben bunları çanta almak için satıyorum.” dedi Mustafa. “Çanta mı?” diyerek şaşkınlığını gizlemeye çalıştı adam. “Evet, çanta. Kaç yıldır aynı çantayla okula gidiyorum, eskidi artık o. Takmak istemiyorum. Yenisiyle okula gitmek istiyorum.” dedi ve ağlamaya devam etti. “Tamam tamam, ağlama artık. Bak şimdi şöyle yapalım. Sen bunların hepsini bana sat. Hem ben çok severim kağıt helva.” dedi adam. Mustafa şaşkın şaşkın gözlerle “Ne yapacaksın bu kadar kağıt helvayı?” dedi. “Sen boş ver ne yapacağımı da, satacak mısın satmayacak mısın?” Mustafa bir süre sessiz kaldıktan sonra boğazını temizledi ve “Tamam, satarım.” dedi. Adam bütün kağıt helvaları alıp parasını verdikten sonra yoluna devam etti. Mustafa da kırtasiye kapanmadan gidip çantayı almak için ayakları kıçına vura vura koşmaya başladı. Kırtasiyeden en beğendiği çantayı aldı ve eski çantasının içine koyup eve yürüdü. Eve gittiğinde annesinden biraz azar işitse de yeni çantası olmuştu, vız gelirdi bu azarlamalar. Yemeğini yedikten sonra yarın için bütün hazırlıklarını yaptı, yeni çantasını da kontrol ettikten sonra yorganı başına kadar çekip uyudu.

***

Okul günü gelip çatmıştı. Mustafa’da erkenden uyanıp hazırlanmıştı. Annesiyle beraber kahvaltı yaptıktan sonra vedalaştılar ve Mustafa okulun yolunu tuttu. Biraz uzaklaştıktan sonra eski çantasından yeni çantasını çıkarıp eşyalarını ona yerleştirdi. Eski çantasını da bir hareketle çöpe fırlattı. Kurtulmuştu artık ondan. Mustafa iki mahalle öteye yürüdükten sonra yeni okuluna varmıştı. Heyecanla okulun bahçesinde dersin başlamasını beklemeye koyuldu. Zilin çalışını duyar duymaz sınıfa koştu. En ön sıraya oturup yeni çantasından çıkardığı kalemini defterini sıraya koydu. Biraz sonra öğretmen de içeri girdi ve herkes ayağa kalktı. Mustafa öğretmeni görür görmez tanıdı ve gözlerine inanamadı. Bu öğretmen oydu, evet oydu. Dün kağıt helvalarını alan adamdı bu. Öğretmen de sınıfa kısa bir göz gezdirdikten sonra Mustafa’yla göz göze geldi. Mustafa’nın yüzü kıpkırmızı olmuştu. Hemen gözlerini kaçırdı ve başını eğdi. Öğretmen de onu tanımıştı ama Mustafa’nın halini görünce ses etmedi. Mustafa ders boyunca başı önde dersin bitişini bekledi. Zil çalar çalmaz çantasını da alıp hızlıca dışarı koştu. Öğretmen bir ara peşinden koşmaya yeltendi ama o kadar hızlı çıkmıştı ki o daha ayağa kalkmadan Mustafa gözden kaybolmuştu. Artık o çantayla okula gidemezdi. Nasıl bakardı öğretmeninin yüzüne. Çantayı çok sevmişti ama götürüp geri vermekte kararlıydı. Okuldan çıkar çıkmaz hızla kırtasiyenin yolunu tuttu. Çantayı geri verip parayı aldı ve cebine koydu.

***

Mustafa ertesi sabah okula erkenden gidip öğretmenin masasının üstüne parayla birlikte küçük bir not yazıp bıraktı. Bugün de derse katılmak istemiyordu. Olayın etkisinden kurtulamamıştı hala. Zil çaldı ve bütün öğrenciler sınıflara doğru koşuşturmaya başladı. Herkes sınıflarına yerleşti. Mustafa’nın öğretmeni de sınıfa girdi ve girer girmez gözü Mustafa’yı aradı. Bulamayınca ağır adımlarla masasına doğru yürüdü ve masanın üstündekileri gördü. Önce anlam veremedi ama notu görünce başından kaynar su dökülmüş gibi çöktü koltuğuna. Notta ise şu yazıyordu: Çantanın parası... Mustafa bir süre ortalıkta oyalandıktan sonra eve doğru yürümeye başladı. Annesi neden okulda değilsin diye sorarsa hastayım derim diye düşündü. Evlerinin olduğu sokağa girince Kemal abisini gördü. Kemal’in kağıt helvalar yüzünden kovulduğunu hemen anladı. Onu hiç bu kadar üzgün görmemişti. Kemal ise Mustafa’yı görür görmez öfkeyle bağırdı. “Niye çaldın lan kağıt helvaları? Ne yaptın o kadar kağıt helvayı?” “Uzun hikaye...”


15 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Zor Doğum