Şirince Gezi Yazısı


Sabahattin Ali kitabında eski adının Çirkince olduğundan bahseder, çirkinliği güzelliğine ironidir Şirince’nin. İzmir’in Selçuk ilçesine bağlı şirin bir köy olan Şirince’nin 2007’de Ali Nesin tarafından kurulan Matematik Köyü ve Tiyatro Medresesi ile komşuluğu bulunur. “Hele çirkince … hele bu yedi, sekiz yüz hanelik dağ köyü… daha uzaktan, çamların ve zeytinliklerin arkasından hafif çivitli beyaz evlerinin camları parıldayan, meydanlarını iri çınarların gölgelediği küçük Rum kasabası…Bu kadar güzel bir yere nasıl olup da Çirkince adını verdiklerine çocukluktan beri şaşırıp dururdum.” (Sabahattin Ali. (2001). Bütün Öyküler Ⅱ. Çirkince. YKY Yayınları) Sabah saat 9 civarında İzmir/Balçova Fahrettin Altay Aktarma Merkezi’nden Şirince’ye gitmek üzere metroya biniyoruz. Yaklaşık yirmi dakika sonra Hilal Aktarma Merkezinde İzban’a aktarma yapıyoruz. Hilal metro durağından Tepeköy yönüne giden İzban aracına biniyoruz. Yolculuğun diğer kısımlarına nazaran en uzun saatlerini burada harcadıktan sonra öncelikle Tepeköy’e sonra oradan da Selçuk ilçesine geliyoruz. Selçuk’a giderken izban aracında karşımızda oturan esmer tenli, yaşlıca ve her iki elinin parmaklarında değişik figürlerde altın yüzükler taşıyan kadın denize gideceğimizi düşünerek “koronavirüsten dolayı deniz kapalı, eğer denize gidiyorsanız” diyor. Şirince’ye gittiğimizi söyleyince nasıl gideceğimiz, köye giden araçların nereden kalktığı hakkında bilgilendiriyor bizi. Selçuk girişine yakın bir yerde orta yerde yükselen küçük bir yükseltinin üstünde yer alan Selçuk Kalesi’ni gösteriyor. “Oraya da gidin,” diyor. “Eskiden biz yerliler kaleye ücretsiz girer gezerdik şimdilerde bizden de giriş ücreti alıyorlar” diye serpiştiriyor araya. Şirince Selçuk’ta Şirince’ye giden dolmuşlara binip kısa bir süre sonra köyün meydanı diyebileceğimiz alanda iniyoruz. Arabadan inerken gözümüze ilk çarpan şey etrafın renkleri oluyor. Kafe ve dükkanlar genellikle ahşap görünümde olsa da kaldırımlar, basamaklar ve evlerin girişleri mavi ağırlıklı olmak üzere farklı renlerle boyanmış oluyor. Özellikle de dükkanların önüne yığılmış ya da sağda solda duvarlara asılmış süs eşyaları ortalığı bir renk cümbüşüne bürüyor. Köyün dar ve engebe yollarında dolaşmaya başlar başlamaz Şirince deyince akla gelen ilk şey; şarap mahzenlerini görüyoruz. Sokakları sağlı sollu dolduran dükkanlar arasında bizi şaraplarından tatmaya çağıran insanların sesleri arasından ilerleyip Şirince Camisi’ne geliyoruz. Caminin önünden ayrılan yollardan biri yukarı, Şirince Vaftizci Aziz Yahya Kilisesi’ne gidiyor. Kiliseye doğru çıkarken sokaklar gittikçe daralıp dükkanlar seyrekleşmeye başlıyor. Bu sırada gördüğümüz tabelaların kilise hakkındaki sunuşlarında yazılanlar şöyle: “Köyün batısında yüksek bir teras üzerine kurulan kilise içerisinde okul, rahip evi, havuz ve çeşmenin bulunduğu kompleks yapı grubunun bir parçasıdır. Giriş kapısındaki yazıtta; ‘peygamber ve Vaftizci Yahya Kilisesi Heliopolis’in kutsal rahibinin emriyle ve Siphinoslu Kallinikos’un lütfuyla çok sevgili tanrısı için yapılmıştır. Buradaki ve çevredeki bütün dindarların çok değerli yardımlarıyla tamamlanmıştır. Kilise tamamlandıktan sonra yıkıldı ve 1805 yılı Eylül ayında büyük masraf ve çabalarla aynı zamanda tanrının yardımıyla yeni bir kilise inşa edildi.’ Yazıta göre kilise Heliopolis (Aydın) Piskoposunun desteği ile 1805 yılı eylül ayında tamamlanmıştır. Günümüzdeki yapı ise 1832 yılı onarımıdır. Üstü kubbe ve tonozlar tarafından örtülü kilisenin taşıyıcıları 6 devşirme sütun ve dört payeden oluşmaktadır. Doğuda dışa taşkın apsisi bulunan yapının güneyinde ise kadınlar için ahşaptan kendine ait güneyde giriş kapısı bulunan ikinci kat mevcuttur. Çan kulesi kısmen sağlam kalmıştır. Kulenin resim programı; kubbeler de bitkisel bezemeler, nişler ve kuzeydoğu güneydoğu cephelerinde figürlü liturjik fresklerden oluşmaktadır. Bu Fresklerde Apsis bölümünde dört adet İsa (en güneyde bulunan tahrip olmuş durumda) ve güney cephede İsa’nın hayatından bölümler işlenmiştir. “Şarabımızdan tadın. Erik, armut, elma, böğürtlen, bal, üzüm...Papazın Mahzeni’ne gelin, Papazın Mahzeni burası” diye ezberden konuşuyor dükkanın içinden bir kadın. Vaftizci Aziz Yahya Kilisesi’ne çıkan merdivenlerden manzarayı süzdükten sonra daha fazla yukarı çıkmaktansa sağ tarafta çevreye hakim olan yerde durup bir şeyler içmeye karar veriyoruz. Bu arada yöneldiğimiz tarafta St. Demetrius Kilisesi’ne rastlıyoruz. Üzerinden geçen zamanın hayli yıprattığı kilise hafif bir restorasyon yüzü görmüş olsa da çok iyi durumda görünmüyor. Demetrius dense de kilisenin kitabesi kayıp olduğu için gerçek isminin ne olduğu bilinmiyor. ⅪⅩ yüzyılda Şirince’de yaşayan Rumlar tarafından yaptırılan kilise Kurtuluş Savaşı sonrasında yapılan mübadele ile Yunanistan’dan gelen göçmenlerce cami olarak kullanılmış. Bu durum kilisedeki çarpık minber izinden anlaşılıyor. İçinde yine bölgedeki Rumlarca yapılmış 12 havari resimlerinden küçük bir sergi kurulmuş, görüyoruz. Koronavirüs salgınından dolayı yörede yabancı ziyaretçi göreceğimizi ummuyorduk gelirken ancak az da olsa virüsün bile engelleyemediği, içindeki yaşama tutkusuyla böyle yerleri gezintiye çıkan insanlar görmek mümkün. St.Demetrius Kilisesi St. Demetrius Kilisesi yakınlarında yorgunluğumuzu attıktan sonra Matematik Köyü’nü görmek için tabelaları takip ederek yola koyuluyoruz. Birbirine hayli yakın bu iki köy arasındaki yollarda zaman zaman yanınızdan traktörler geçebilir ancak asıl şaşırtıcı olan herhalde bir doğulu gözüyle bakınca bunları kadınların sürüyor olmasıdır. Matematik Köyü’ne giden yolda biraz ilerledikten sonra yol Tiyatro Medresesi’ne ve Matematik Köyü’ne giden şeklinde ikiye ayrılıyor. Bütün bu yerler birbirine yakın olduğundan öncelikle Tiyatro Medresesi’ni görmeyi tercih ediyoruz. Medreseye vardığımızda yine buradaki çoğu yapı gibi eski binalarda görmeye alıştığımız bir mimari ile meyve ağaçlarının arasında kaybolan yapılar görüyoruz. Buraya değer katan en önemli şeyin mimari yapı ve dekor olduğu izlenimini alıyoruz. Tiyatro Medresesi’ne varınca medresenin girişinde gördüğümüz birine burası hakkında sorular soruyoruz ama hem medresenin hem de Matematik Köyü’nün şu sıralar ziyarete kapalı olduğunu özellikle de köyün alım yapmadığını öğreniyoruz. Bu sebeple gerisin geri Şirince Köyü’ne dönüyoruz. Saat 5-6 civarı olunca köyü dolaşıp bitirmiş, hediyelik eşyalarından almış oluyoruz. Dönüş kararımızı verip gelişte dolmuştan indiğimiz yere, köyün meydanı sayılabilecek alana, yürüyoruz. Burada maskelerimiz yüzlerimizde olduğu halde dolmuşa binip önce dolmuşla Selçuk’a ardından oradan İzban’la Tepeköy’e ve oradan da aynı şekilde Hilal Aktarma Merkezin’e gidecek şekilde gezimizi sonlandırıyoruz. Van Gezi Yazısı'nı okumak için buraya tıklayınız.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör