Ayakkabı Boyacısı


Şehrin en büyük ve göze hoş gelen tek caddesinde nereye gittiğini bilen az sayıda insan dışında geriye kalan bütün insanlar yavaş ve ritimsiz adımlarla yürüyorlardı. İnsanlar arasında miting konuşması yapan bir siyasetçi kadar ilgi gören tablacı; anasından , babasından bahseder gibi Iğdır kayısısına övgüler düzüyordu.İki dakikada bir “Üç kilo on lira” diye var gücüyle bağırıyordu. Köşe başında kaldırıma ekmek teknesini kuran ayakkabı boyacısı çocuk arada bir hızlıca bakışlarında insanları gezdiriyor, tanıdık bir yüzle karşılaşmaktan çekindiği için sık sık gözlerini yere dikiyordu. Yanlarından sıfır tıraş olduğu belli olan kafasında siyah bir şapka vardı. Yüzü,tişörtü ve pantolonu boya içinde asıl renklerini kaybetmişti. Bir süre sonra aşınmış kaldırım taşlarına bakarak para kazanamayacağını anlayınca utanmayı biraz daha erteleyip sabrını topladı, önünden geçen her birkaç adamdan birine “Ağabey boyayayım mı?” diye seslenmeye başladı. Bu adamlardan bazıları kafasını hayır dercesine sallıyordu, diğerleriyse orada öyle biri oturmuyormuş kimse böyle bir şey demiyormuş gibi geçiyorlardı. Ayakkabı boyacısının sesinde , dışarıdan on on iki yaşında görünmesine rağmen, bir aile babası ağırlığı vardı.

Güneş en tepeye oradan hiç gitmeyecekmiş gibi kararlı bir şekilde kurulmuştu. İnsanda üstündekileri yırtıp atma isteği uyandıran bir sıcaklık vardı. Caddedeki kalabalık çoğunlukla kahvehanelere ve gölgelik alanlara kaçmıştı. Ayakkabı boyacısı çocuk sabahtan beri sadece sekiz kişinin ayakkabılarını boyayabilmiş ve toplamda sekiz lira alabilmişti. Öğle yemeğini hak etmediğini düşünüyordu ama açlığı dayanılmaz bir hal alıyordu.

Karşıdan büyük bir bölümü dökülmüş geri kalanıysa beyazlamış saçlarıyla yaşlı bir adam yaklaşıyordu. Saçlarından hemen sonra göze çarpan parlak kundura ayakkabıları , ayakkabı boyacısının önünde durdu. Kaça boyuyorsun dedi ve cevap beklemeden sağ ayağını boya sandığının üstüne koydu. “Bir lira” diye cevap veren ayakkabı boyacısına “İyi bakalım al şu beşliği, iyice boya ayakkabılarımı.” dedi. Ayakkabı boyacısı, yaşlı adamın bu cevabına pek sevinmemiş gibi sakince eline fırçayı alıp işe koyulurken ayakkabılarınızın boyanmaya ihtiyacı yok dedi. Sen para kazanmak istemiyor musun, hem seni bu yaşta niye çalıştırıyorlar, baban yok mu? Babam öldü. Yaşlı adamın elleri her iki yanında rastgele hareket etmeye başladı. Hiç beklemediği bu cevap karşısında ne diyeceğini bilemiyordu. Başın sağol… Rahat olun ben alıştım artık kendi başımın çaresine bakabiliyorum. Yalnız anneme ve benden küçük dört kardeşime bakmak zorundayım; bu bazen zor oluyor. Yaşlı adam küçük çocuğun sakinliği karşısında güçlü bir gerginlik içindeydi. Önceki neşesi yerini garip düşüncelerle dolmuş bir ruha bırakmıştı. Ayakkabılarının işi bittikten sonra titreyen bir sesle kolay gelsin dedi. Birkaç adım uzaklaştıktan sonra durdu, cüzdanından elli lira çıkardı, geri dönüp çocuğa uzattı . Bununla yemek yersin dedi. Ayakkabı boyacısı cevap olarak daha bir hüzünlü gözlerle bakınca yaşlı adam , çocuğun gururuna yediremediğini düşünerek “Borç olarak al.” dedi. Çocuk havada duran parayı alıp cebine koydu, minnettar bir yüzle “Eyvallah ağabey” dedi. Yaşlı adam gülümseyerek oradan uzaklaştı.

Ayakkabı boyacısı cebindeki elliği çıkarıp güneşe tutarak bir güzel keyiflendi. Az sonra boya sandığını toplayıp caddenin diğer ucundaki lokantaya yöneldi. Tavuk pilav yanına da ayran istedi. Köşe başına çalışmaya dönerken kendi kazandığı parayla yediklerinin, şimdiye kadar yediği en iyi yemeklerden biri olduğunu düşünüyordu. Akşama kadar dört ayakkabı daha boyadı ve böylece elinde kalan elli beş lirayla neşe içinde evine yürümeye başladı.

Dış kapının paslanmış menteşelerinin çıkardığı gıcırtıya yüzünü ekşiterek karşılık verdi. Bahçeden yorgun ayaklarını kurumuş çimlerde sürükleyerek geçti. Babası evin balkonunda oturuyordu. İşten yeni gelmişti, üstünde atleti ve şortu vardı. Oğlunun boyadan tanınmayan yüzünü görünce kendini tutamayıp kahkahayı basıverdi. Nasıldı, iyi para toplayabildin mi ? Sen istedin bunu dünya kaç bucakmış gör bakalım. Gör de okulunun kıymetini anla. Ulan üç beş lira para için şu girdiğin şekle bir bak diye bağırdı. Derin bir nefes aldı ,yumruk yaptığı sağ elini bıraktı ,sakinleşmeye çalıştı. Okulu bitirip memur olmak varken niye böyle yapıyorsun? kravatın boynunda elin ayağın temiz bir şekilde evine gelsen fena mı olur. Bugün çocuğun ilk iş günüydü. ilkokuldan mezun olalı iki hafta olmuştu. Babasının duygusal konuşması elekten geçirilen su gibi üstünde yok denecek kadar az etki bırakmıştı. Yüzünde hiç bir şüpheye yer bırakmayan kesin bir irade vardı. Bundan sonra ne yapacağından emindi. Cebinden çıkardığı elli beş lirayı babasına gösterdi, okula gitmemekte haklıymışım dedi. Bundan sonra kendi işlerimi yapacağım.


4 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Zor Doğum