Bir İnsanın Donarak Ölmesi


Tarih 18 Ocak 2021 An olarak dünya yüzeyinde bundan önceki anlarda olduğu gibi bildiğimiz çoğu konu, fikir, cinsiyet, ırk ve dinden insan bulunuyor. Kimyada, enerji yasalarını bilenler için kapalı bir sisteme benzetirsek dünyayı an olarak dünya yüzeyinde bir yerlerde soğuktan donarak ölmüş insanlar, kocası tarafından gördüğü şiddetin nihayetinde öldürülen kadınlar, tecavüz edilip hamile bırakılmış veya öldürülüp bir kenara atılmış çocuklar; işsizlik, açlık yoksulluk bir yana bir türlü atanamadığı için intihar edenler nedeniyle aramızda dünya dediğimiz bu koca sistemde fiziksel olarak bir eksilme ya da artma olmamıştır. Ancak bu bireysel veya toplumsal olarak bir kaybımız olmadığını düşündürmesin size. Değil bir insanın bir karıncanın ölümüne tanık olmak bile gören göz, duyan kulak, koklayan burun ve hisseden ten için ölümü ve öldürülmeyi betimlemeye yeterlidir. İnsanın izlenimsel öğrenme ile öğrendiği bilgisi ışığında düşünecek olursanız dışarıda meydana gelen kötü olayların beynimiz üzerinde nasıl algoritmalar ürettiği ve bu algoritmaların organizmanın kendini tehlikede gördüğü durumlarda nasıl tepkilere yol açabileceği, hangi sonuçları doğurabileceği önemlidir.

Bu evreni kapalı bir sistemden farklı olarak düşünecek olursak burada yer alan iyi-kötü, ağrı, acı, stres öğelerinin an itibariyle insanlar arasında teknoloji nedeniyle sağlanan network ile beraber nasıl da katlanarak arttığını düşündüğümüzde ise bir insanın nasıl bütün insanlığı ilgilendirebildiği daha somut bir örnekle idrak edilebilir. Sistem içindeki insanların birbirleri hakkındaki haberlere ulaşılabilirliği artarken bu artışı ağrı, acı ve açlık durumları da takip ediyor. İnsan sayısının arttığı, kalabalık ve kaos kokan şehirlerde bizden birilerinin karınca gibi ezilmiş, bir yerlerde canı çıkmış olduğu haberleri ile sayısal artışımızın nitelik olarak kendimize atfettiğimiz değeri nasıl da düşürdüğü ortaya çıkmakta.

Örneğin kabuklu bir fındığın üzerine ayağınızı koyup hafif bastırdığınızda kabukta çatlama oluştuğunu görürsünüz. Biraz daha bastırdığınızda kabuğun kırıldığını ve ayrıldığını görürsünüz. Son olarak bütün ağırlığınızı verdiğinizde kabukla içindeki yumuşak kısmın iç içe geçtiği ve bütünün ezildiğini görür, hisseder ve çıtırtılar halinde duyarsınız. Bu örneği birebir yaşayan bir kişi ertesi gün biri ile çok sert bir tartışmaya girer ve tartışma sırasında rakibinin kafasını bir fındık gibi ezmekten bahseder. Kısacası bir şeyin yaşanmasının yaşanmamasına göre daha üstün bir tarafı varsa o da yaşanan kötü şeylerin ona tanık olan kişilerin beyinleri üzerinde deformasyona yol açmasıdır.

Sayısal olarak artışı kendisine atfedilen izafi değeri azaltan insan topluluğu arasında acı, ağrı, açlık ve stres durumları ve bu durumları tarihi devirler arasında her zamankinden daha fazla tüm insanlara izleten network sayesinde popülasyondaki her fert, bir ferdin başına gelen trajediye tanık oluyor, hissediyor ve bunu tıpkı onun gibi yaşıyor. İnsan beyninde yer alan ve empati kurmanızı yani bir başka canlıyı hissi olarak taklit etmemizi sağlayan nöronlar sayesinde hiç yaşamasak bile birazcık detaylandırılan kötü senaryoları kurgusu ile hissedebiliyoruz. Bu durum insanın merak dürtüsü ve bilgi açlığından kaynaklı olur ve nihayetinde bu durum başka bir insanın hali hemhal olmanın koşulunu sağlar.

İnsanlığın gelişimi sürecinde gerek dinlerin gerekse düşüncelerin insana yardım etme düsturunu doğurmasının kaynakları da bunun gibi insan türünün empati yapabilmesi nedeniyle oluştur. Canlının ve canlılığın korunması çabamız yani türümüzü koruma isteğimizi tetikleyen, tür olarak yavru bakımına ve yaşlı bireylere önem vermemiz, bize bu açılarla yaklaşıp empati kurabilme yeteneği katıyor. Biz insanların yavru bakımında ileri seviye bir tür olması ve DNA’mıza işlenmiş yavru gibi korunmaya muhtaç varlıklara ebeveynlik etme dürtüsü (dini literatürde merhamet, şefkat) birinin soğuktan donmasını önlemeye, böyle bir durumu şiddetle reddetmeye, eğer engelleyemiyorsa veya engelleyemediyse bundan acı duymaya sevk eder bizi. Bizler genç erkekler ve genç kadınlar olarak genlerimizde yer alan ebeveynlik hissiyatımızla türümüzden birinin sokaklarda donarak ölmesinin acısını yaşıyoruz. Ve yine bizler genç erkekler ve genç kadınlar olarak insanların açlık, yoksulluk, tecavüz, ateşte yakılarak öldüğü bir dünyaya türümüzün belki de gözdesi olacak çocukları getirmeye korkar olduk.


1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Kahve

Çocuklar