Bireysellik Üzerine Birkaç Şey


İnsanın kendine bir ben seçmesi kendini, daha doğrusu potansiyel olabilitesini sınırlandırması demektir. O yüzden benliğin olmaması demek her an her şey olabilmesi demektir. Çünkü benliğin veya yaygın anlamı ile ruhun olmaması değişime gösterilen direncin ortadan kalkmasıdır. “Ben” demek ötekilerin doğmasına ve aynı zamanda bireyselliğin oluşmasına yol açar. Birey olansa çoğunlukta ve genel olandan öte bireysel ve öznel olana yönelmektir. Çünkü kendini bire indirmek -sayısal veri olarak da anlaşılacaktır-birçok olmaktan mahrum etmektir kendini. Bireyselliği kabul eden eylemlerinde “ben öyle istiyorum” diye bir gerekçeyi ileri sürer. Kendini savunması gerektiğinde meselenin haklılığını kendi canının bunu istemesine dayandırır. Bireyselliğin hâkim olduğu yerlerde bireylerin eylemini dayandırdığı öznel sebepler ile başka bireyler arasında uzlaşı beklemek hatalıdır çünkü kim ki çatışma yaşadığı bir bireyi haksız göstermeye çalışsa bunu ancak “bir” ile yapabilir yani sadece kendisi böyle düşünebilir. Öznelerin varlığında elbette ki toplumlar işlerin yürümesi açısından zamanla özneler arası eylemler kılavuzunu oluşturmuştur. Ancak öznelerin değişkenliği ve çeşitliliği karşısında zar zor duran özneler arası eylem kılavuzunu içerdiği kurallar dönemlerine göre kısıtlı ve dar kalmaktadır. Bu yüzden bir yerlerde bireysellik devam ettirilmek istendiğinde bunun için özneler arası gerçeklikler sürekli güncellenmeli ve kapsamı genişletilmelidir. Bir şeyi idare etmek için o şeyin bilinmezliklerini bilip ona göre muamelede bulunma yeterlidir. Ancak bir şeyi sayısız birlere böldüğümüzde o sayısız birleri kendi içlerinde idare etmek ve çatışmaları önlemek için her bir “biri” bilmek sonra da o birlerin hepsini kapsayacak hükümleri bulmak gerekir. Ancak bu oldukça güç bir iştir. Çünkü bir insanı memnun etmek kolayken bir insanın bütün hücrelerini memnun etmek zordur. Bu sebeple insanlar arası çatışmaları azaltmak için bireyleri en akli dairede birleştirmek gerekir. Bunu tüm bireyleri bireysel olan bir şeyde bir araya getirmek gibi düşünmeyin. Bireyler bireysel olan bir maddede birleşmekte zorlanırlar çünkü yaratılıştan getirdikleri farklılıklar buna engeldir. Bunun yerine maddelerin yorumlanmalarında bir araya gelmeleri muhtemeldir. Bireyleri düşüncede bir araya getirmek hepsine A=B dedirtmekle değil A ile B arasında bir benzerlik ilgisi olduğunu öğretmekle sağlanabilir. Dolayısıyla birleştirmek için çoğunluk üyelerinin belli akıl etme mekanizmalarına sahip olduğu birbirine yakın sonuçlara vardıracak metotları kullandırmak yeterlidir. Bir şeyi eşleyebilmeyi öğretmek yöntemde birleştirmekken A=B dedirtmek kişileri sonuçlarda birleştirmektir. Bu ikisi arasında ilkinde aynı yoldan gidip zekâları nispetinde bir şeylere erişebilen- bireyler görülürken ki gittikleri yol bakımından aralarında bir birlik mevcuttur- ikincisinde hiçbir faaliyet göstermeksizin bireyselliğin zenginliği de öldürülerek zekâ temelsiz bir karşılaştırma üzerine oturtulur. Zekâ ise temelini bilmediği bir şeyi dogma olarak alıp ondan sonra ne öğrenecekse bu temelde öğrenip bu eksen üzerinde ilerleyecektir. Bu aynı zamanda kişiler için bireysel doğruların göz ardı edilip aklın dışlanmasına sebep olur. Sonuç olarak herkesin A=B dediği bir koyun sürüsü oluşur. Halbuki insanları yol ve yöntemde birleştirmek, varılan bireysel doğruları kabule varılan bireysel yanlışları ise redde götürüp bireylerden varılan doğru sonuçlar etrafında birleşmiş birliktelikler yaratır.


1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör