Biyolojik Savaş


İnsanoğlu dünyaya geldiği ilk günden beri hep arayışlar içinde olmuştur. Bu arayışlardan biri de henüz keşfedilmemiş olan topraklardı. Toprak önemliydi çünkü hem kendileri için hem de geriden gelmekte olan neslin geleceği buna bağlı görülüyordu. Gelecek kaygısı başladığı sıralarda onları çoktan yola çıkmışlardı bile. Heybetli dağlar, göz alabildiğince uzanan ovalar ve nazlı nazlı akan nehirlerin suyu ruhlarını okşuyordu adeta. Uzun süren bir yolculuğun ardından artık ayrılık vakti gelmişti. Farklı bölgelere dağılmak üzere vedalaştılar. Kimileri kuzeye kimileri güneye giderken kimileri de batıya, doğuya gitti. Aradan aylar yıllar hatta asırlar geçti. Bulundukları yerlerin ihtiyaçları karşılayamaması ve başka bölgelere hükmetme isteğinin doğması sonucu bir yol haritası belirlediler. Bu yol haritasının olmazsa olmazı, savaş kavramı ortaya çıktı. Savaşların gerçekleşmesi için ise yeterli kaynakların olması lazımdı ve bu da insanları alternatif yollara itti. Bu yollardan biri de biyolojik savaştır. Biyolojik savaş kısa zamanda kısa sonuçlar alınması nedeniyle çeşitli topluluklar tarafından hep tercih edildi, ediliyor. Biyolojik savaş, zehirli maddeler kullanılarak insan, hayvan ve bitkilerin öldürülmesi ya da etkinliklerinin kısıtlanmasına yönelik bir savaş yöntemidir. Buradaki zehirli maddeleri bakteri, virüs, fungus (mantar) ve protozoalar denilen mikroorganizmalarla birlikte çeşitli bitkiler de oluşturmakta. Tarihte Biyolojik Savaş Tarihte ilk biyolojik savaş kuyulara zehir atılmasıyla başladı. Ve bu suyu içen kişiler zehirlenerek öldüler. Biyolojik silah kullanımına ilişkin diğer örnekler ise şöyledir: Kartacalı General Hannibal’ın Bergamalı düşman gemilerini alt etmek için yılan zehri kullandığı milattan önce 190 yıllarına kadar tarihlendirilmektedir. Başka bir olay 1346 yılında Kafe Şehri’nin Moğollar tarafından kuşatılması ve vebadan ölenlerin mancınıkla kale içerisine atılmasıdır. Kale içindeki farelerin atılan cesetlerdeki bu kandan beslenmesi büyük bir veba salgının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu Avrupa’da “Kara Veba” olarak da bilinir. 1756-1763 yılları arasında İngiltere ve Fransa arasında yapılan Yedi Yıl Savaşları’nda çiçek virüsünün kullanımı bir başka biyolojik savaş örneğini oluşturur. İngilizler çiçek virüsü bulaştırılmış battaniyeleri Kızılderililere dağıtarak bir salgın oluşturmuş ve bu şekilde Kızılderili kabilelerinin İngiliz yerleşimcilere karşı mücadele etmelerini engellemişlerdir. Birinci dünya savaşı esnasında Almanların Rus birliklerine karşı vebayı, İtalyan birliklerine karşı ise kolerayı kullandıkları çeşitli kaynaklarda mevcuttur. Başka bir örnek ise Japonların Mançurya bölgesine veba bulaştırılmış pireler içeren pirinçlerin uçaktan atması ve bunu yiyen farelerin veba salgınını ortaya çıkarmasıdır. Bu salgından dolayı o bölgeye giden heyetin Japon askerleri tarafından gıdalarına kolera bulaştırılmıştır. Ülkemizde de örnek vermek gerekirse Karadeniz bölgesinde arıların Beyaz Ormangülü ve Kafkas Ormangülü’nden elde ettiği bir arı ürünü olan “Deli Bal” da zehirlenmelere yol açtığı bilinen bir başka maddedir. Güney Kolhis Savaşı sırasında deli balı kimyasal silah olarak Yunanlara karşı kullanan toplum Kolhislilerdir ve bunun savaşta yaklaşık 10.000 Yunan askerinin zehirlenmesine neden olduğu düşünülmektedir. Biyolojik Silah Olarak Kullanılan Mikroorganizmalar ve Yol Açtıkları Salgınlar Veba: Yersinia Pestis adlı bakterinin neden olduğu bir hastalık. Binlerce insanın ölümüne yol açan veba, kara ölüm olarak da bilinir. Hastalık yüksek ateş, kanlı öksürük, titreme, solunum güçlüğü, morarmalar, deri lekeleri, sindirim sistemi bozuklukları ve iç kanamalar şeklinde 2-8 gün içinde kendini gösterir. Şarbon: Bacillus Anthracis adlı bakterinin neden olduğu bulaşıcı bir hastalıktır. Biyolojik savaşın her döneminde birçok ülke tarafından geliştirilmiştir. Genelde ot yiyen hayvanlara bulaşır. Fakat insanlara bulaşık solunum yolu ya da deri temasıyla olur. Hastalığın kuluçka süresi genelde 1-6 gün arasıdır. Deri yoluyla bulaşan şarbon deride siyah çukurlaşmış yaralara neden olur. Diğer yollarla bulaşan şarbon ise yüksek ateş, halsizlik, titreme, solunum zorlukları, ishal, kusma gibi belirtilere yol açar ve hasta 2-3 gün içerisinde hayatını kaybeder. Q Ateşi: Coxiella Burnetii adlı bakterinin neden olduğu bir hastalıktır. Kaynağını keçi, koyun ve sığır oluşturmakta. Bakteri bu hayvanların doğum artıkları, idrar ve dışkılarıyla çevreye yayılmaktadır. İnsanlara bulaşması ise genellikle solunum yoluyla olmaktadır. Hastalık biraz uzun sürmekte fakat pek öldürücü değildir. Çiçek Hastalığı: Poxvirüs ailesinin neden olduğu viral bir hastalıktır. Hastalık 3 seviyede görülmektedir: basit, koflüan ve hemorajik tip. Ateş, ağrı ve ciltte lekelerle beraber daha ölümcül olan hemorajik tipte göz içi kanamalar da görülür. Kolera: Vibrio Cholare’nın neden olduğu bakteriyel bir hastalıktır. Bağırsak enfeksiyonlarına yol açtığından akut ve şiddetli ishal görülür. Ölüm riski çok yüksek olan bir hastalık fakat gerekli sıvı takviyesiyle önlenebilir. Botulizm Hastalığı: Clostridia türü bakteriler tarafından oluşturulan bir proteindir ve bilinen en güçlü toksinlerdendir. Etkileri 12-36 saat içinde görülür ve genellikle bulanık veya çift görme, göz kapağı düşüklüğü, ağız ve boğaz kuruluğu, güçsüzlük, solunum yetmezliği şeklindedir. Tedavi edilmezse komaya, ardından ölüme yol açabilir.


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Parkinson

Demans