Bu Son Veda


Akıl ve kalp arasında çok büyük bir fark vardır. İnsan aklı sayesinde bilgi sahibi olur ama kalbi sayesinde bilge olur. Akıl insana birçok şey yaptırabilir ama kalbi olmayan birinin yaptıklarının hiçbir değeri yoktur. Bir karar alındığında insanlara hep sorulur; “Aklınla mı karar verdin, kalbinle mi?”. Sen bu veda için hangisiyle karar vermiştin. Aklı olan bir kişi nasıl ölümü yaşamaya tercih eder? Kalbin buna nasıl izin verir? Sen hayatıma girmeden önce kendimi bilmezdim. Arayıp duruyordum kendimi. Ta ki bir gün sen çıkageldin. Aslında hayat bizi izbe bir yolda, sessiz kaldırımında, bozuk sokak bir lambasının altında karşılaştırmıştı. Biraz olsun sana benzemek, senin gibi olmak tek dileğimdi. Hayatım boyunca bunun için çabaladım. Her çocuk aya bakar ama asla aya dokunamaz. Sen gelene kadar kozada bekleyen, uçmayı arzulayan iki günlük ömrü olan bir kelebektim. Oysa sen beni efsane bir kuş, bir Zümrüdüanka yapmıştın. Senin için, kalbimde her biri ayrı bir sınav olan yedi vadiyi de aştım. Bana verdiklerinle nefsimi test ettin. Halbuki senin gibi olmayı istediğim günden beridir seni kalpten dilemiş tüm dünya güzelliklerini ardımda bırakmıştım. Aşk vadisinde önüme binlerce güzellik kondu ama hiçbiri senin kadar ağır basmadı kalbimde. Cehaletimin beni ele vereceğinden veya seni unutacağımdan korksam da aslında tek düşüncem sendin. Bu yol öyle bir yoldu ki aldığım yaralar için iyileşemez, o bunları iyileştiremez dediler oysa senin benim hem tek yaram hem de ilacım olduğunu bilemediler. Ben tek sana inandım ve inançsızlığıma olan diyeti ödedim. Hayallerimle öyle meşgul öyle sarhoştum ki o soğuk ve yüksek yalnızlıkta bir de sensizlikle sınandım. Belki de yalnızlığımla hayat serüvenimi devam ettirmem gerekir diye düşünerek bir başıma kanat çırptım. Senin için birçok şeyler söylediler. El alem ne der hakkınızda, neler söylerler sizin için dediler. Seninle kaybolmayı, bir çare olmayı çoktan göze almıştım. Aradıkça, yol aldıkça önce benliğimi sonra seni buldum. Ben senin için aşılmaz vadileri geçip gelmiş bir Zümrüdüanka’ydım. Ne var ki ben seninle kendimi bulmuşken daha ben gelmeden çoktan kendini kaybetmiştin sen. Benim dünyam sen olmuşken sen beni küçücük dünyana kabul edemedin. Kendinden korumak için ölümü seçtin. Tutamadım, hayata ve bana bağlayamadım seni. Veda etmeden sessizce gittin. Oysa gitmekten ne çok nefret ederdin. Birlikte bir hayat kurmuşken, hayat bizim için birbirimizken, benim için nasıl kendinden vazgeçebildin? Beni ne ara bu kadar çok, kendinden bile vazgeçecek kadar sevdin? Sana bu kadar kızgın olduğum halde durmuş senin için ağlıyorum. Sen kendi varlığına son verirken ardından salınan elim mutlu geleceğimizi çağırdığını sanıyordu. Kendi yazdığın ölüm fermanını verirken ben nasıl fark edemedim, yalnız başına buna nasıl dayandın? Kim ölüme gülerek gider, kim kendi ölümünü seçer ki ? Hem sensiz olabileceğimi nasıl düşündün? Birbirimizden bir an bile ayrılmazken sensiz bir ömür nasıl geçer? Seven mi gider ardında kalan mı daha çok sever? Bunları düşündün mü hiç. Ölmek üzereyken son nefesini bana verip beni hayata bağladın ve kendinden vazgeçtin. Zümrüdüanka ben miydim yoksa nefesinle bana hayat veren sen mi? Verdiğin nefesle sonsuz özgürlüğe kanat çırptın. Bu sana son veda sevgili. Sadece şunu söyler misin bana, seveyim mi sevmeyeyim mi? Ardından yol göster ve cevap ver, seveyim mi sevmeyeyim mi?


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Babama Mektup