Cinsiyet


Kadınların toplumdaki rolü çok sık ilgilendiğimiz bir konu haline geldi. Bu konuya çözülmesi gereken ödüllü bir soru gibi bakan bütün erkekler en doğru düşüncenin kendi kafalarındaki olduğuna, kendi bakış açılarından doğduğuna inanıyorlar ve hiç çekinmeden siyaha siyah, beyaza beyaz derkenki kesin ifadelerle konuşuyorlar. Kadını yüce bir varlık olarak gören büyük çoğunluğun yanında yönetilmeye muhtaç bir varlık gibi görenler de yadsınmayacak sayıdalar. Her iki bakış açısı da kadınları insanlardan farklı bir kulvarda gördüğümüzü gösteriyor. Kadınların bu konuya yaklaşım tarzları da yine farklılık gösteriyor. Bazı kadınlar erkeklerin bir parçası gibi yaşamayı, onlara itaat etmeyi bir şans olarak görürken diğerleri her konuda kendi başlarına karar verebilecekleri bir bağımsızlığa ulaşmaya çalışıyorlar. Bu konu hakkında bu kadar çok düşünülmesinin ve açığa çıkan düşüncelerin birbirine bu kadar zıt olmasının sonucuna şiddet deniyor. Kadına yönelik şiddet insanlık tarihindeki en yaşlı sorunlardan biridir. Eskiden uzak bir şehirden bir haber duyulduğunda haber kaynağında olaylar çoktan unutulmuş oluyordu. Bu sebeple kamuoyu oluşturmak, en zor işlerden biriydi. Nitekim kadın haklarını en çok önemseyen milletin bile 1930'lara kadar kadınlara yönetimde söz hakkı vermemesi bahsettiğim iletişim zorluklarından dolayı göze çok fazla batmıyordu. Günümüz iletişim dünyasında ise insanlar dakikalar içinde bir amaç uğruna toplanabiliyorlar. Hal böyleyken uzun yıllardan beri bu problemin farkında olan kadınların sesi saatini bekleyen bir dinamit gibi patladı. Bu ses her geçen gün daha yüksek bir frekansla yankılanıyor. 21. yüzyılda kadınlar eskiden kendilerine giydirilen cahilce kalıpları, onları değersiz gibi gösteren bütün sanrıları, sığ düşünceleri ezip toplumda çok daha etkin bir role büründüler. Ama kadınlara uygulanan şiddet azalsa da maalesef bitmedi. Bu noktaya eğitimli, haklarının bilincinde olan kadınların önderliğinde geldik. Kendilerine uygulanan baskıya sadece sabreden, " Koca bu döver de sever de" anlayışıyla isyan sınırını çoktan geçmelerine rağmen sessiz kalan kadınlar ise şiddet ortamının oluşmasını kolaylaştırıyorlar. İslam dininde " Üstünlük takvadadır." denilir. Dinin insanlar içinde farklı yorumlanması bu ilkenin unutulmasına yol açtı. Günahlar, erkekler ve kadınlar için olmak üzere ikiye ayrıldı. Din öğretisi bu kadar bozulmuşken farklı inanış biçimleri kadın erkek kavgasına yeni bir boyut getirdi. Kadına yakışmayan, yapılması ayıp şeyler diye bir liste var. Hiç bir yerde yazmıyor fakat sokaktaki küçük çocuktan yetmişindeki adama kadar herkes bu listeyi sayabilir. Bütün bu kargaşanın temel nedeni tek cinsiyetli zihinlerdir. Yaratılış gereği içgüdüsel olarak kız ve erkek çocuklar farklı şeylere ilgi duyarlar. Bizse zenginlik olan bu farklılıkları keskin sınırlarla, kesin renklerle ayırarak iki cinsi birbirine düşman kıldık. Bu savaştan çoğunlukla ekonomik ve fiziksel olarak zayıf olan kadınlar zararlı çıktı. Yeryüzündeki bu savaşa gökyüzünden baktığımızda mahrum kaldığımız güzellikleri fark edip ne büyük bir yıkım yaşadığımıza hayret edeceğiz.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör