Geleceğin Nefesi


Bak dayanamıyorum, yapamıyorum artık anlasana! Gücüm yetmiyor, umarsız olamıyorum. Gücüm bu denli vicdansız olmaya yetmiyor. Gözlerinde sahte olduğunu bildiğim bir hüzün damlası dahi görünse ona sarılıyor teselli ediyorum. Katlanamıyorum. İçli içli ağlayışına, omuzlarını düşüklüğüne kıyamıyorum! -Safsın! -Bu yüzüme vurmanı gerektirecek bir şey değil. Çünkü biliyorum. -Ama ne olursa olsun kendini boşuna suçluyorsun! -Kendimi neden mi suçluyorum? Çünkü onun halsizliğini kabul etsem dahi yine kendime kızarım. Kendimi savunamadığımdan yine öfkemi kendime döndürürüm . -Ama bu yeterli bir sebep değil. Onun gözlerinde zerre pişmanlık yok anlasana . -Evet biliyorum ama ya pişman olursa ve özür dilerse ? -Aptalsın. Değer mi hiç? -Tabi ki değer. -Pekâlâ emin misin? Bu kadar çabuk mu kabullenmişti sahiden ? Nasıl olduğunu bilmediğim bir şekilde bakarak yanıtladım yalanla sorusunu: -Evet eminim. -Hala söylemeyecek misin? O kim senin için? -Kim mi ? O , o benim umudumun son kırıntıları ayni zamanda faili meçhul ölümün sahibi . -İsmini söylemelisin, bana bunu borçlusun! Cesaretini göstermelisin! -Söylemeyeceğim. Söylerken dudaklarımın acıya büründüğü bir ismi bana yine söyletecek kadar benden nefret mi ediyorsun? -Saçmalık! KOCA BİR SAÇMALIK ! -Kalbim acıyor, nabzımın çığlıkları kulaklarımı sağır ediyor. Bedenim dikenlerini içine, ruhuma batırıyor. DAYANAMIYORUMM ARTIK ANLASANA!

Bana öyle bakmıştı ki yerimde sarsıldığımı hissetmiştim. -Ondan uzaklaşmalısın. -Uzaklaşmak mı? Gidebilsem giderdim, bak bana gideceğim dediğim halde sol yanımda bir kuş nasılda kalmak için çırpınıyor. -Unutman gerek. -Unutur muyum? Ben onun için tel tel ayırıp yüreğindeki kus için yuva yaptım kalbimi. -Ona çok fazla değer veriyor ve seviyorsun. -Çok değil. -Pişmansın değil mi, onu sevdiğin için? -Pişman da değilim. Kimse gelir mi dersin? Kapıcı da güvenlikçi de sabah uğradı . Başka da kimse yok zaten . -Nerede yapacaksın peki? -Burada, yatak odamda yapacağım tabi. -Neden? -Neden mi? Tüm kısa uykularımı burada yapmışken en uzun olacak olanı başka yerde yapmak ona ihanet etmiş olmama sebep olur. -Senin basit bir yatak odasına verdiğin değeri o sana vermedi. Dediği şeyle dudaklarımda ufak bir gülümseme peyda oldu. Benim bir yatak odasına verdiğim değeri bir insan bile bana göstermemişti haklıydı. Gözlerime takılan siyah yüksek sandalyeye doğru yöneldim ve kolaylıkla odanın ortasına getirdim. Önceki hafta gardıroba kaldırdığım kalınca ipi de yerinden alıp yeterli olacağını düşündüğüm şekilde düğüm attım. Ve diğer ucunu asma tavandaki, orada olma sebebinin henüz bilmediğim, kancaya bağladım. Ardından sandalyeden inip mutfağa yöneldim. Yemek masasındaki kağıdı alıp bir magnetle buzdolabına taktım . Üzerimde siyah kapüşonlu kışlık bir sweat ve dar paça bir eşofman vardı. Ama sabah yemek yapayım derken bayağı bir kirletmiştim. Değiştirmeliydim. Aklıma gelen şeyle gülümseyip çocuk heyecanıyla önce kombide sıcaklığı artırmış ardından seke seke yatak odasına gitmiştim. Elbise gardırobundan çiçekli ekose bir etek ile kısa beyaz bir bluz alıp banyo da dakikalar içinde giyinmiştim. Kahverengi boy anasından kendime bakıyordum. Yaklaştım , yaklaştım . Yansımamdan kahverengi küçük gözlerime sesleniyordum. Orada , irislerimde değildi. O da küsmüş, darılmıştı bana . Ona , onu yaşatmıyordum. Haksızdım ama elimden bir şey gelmiyordu. İçimde bir savaş vardı. Aklimi paylaşmayan iki ezeli düşman.. Sorun şuydu ki kazanan da kaybeden de bende kalacaktı . Bedenim hem bir cenazeye hem de bir bayram havasına bürünürken ben neye nasıl katlanacaktım? Arkamdan gelen sesle arkama döndüm. -Neyi düşünüyorsun? Düşünme yetimi kaybetmiştim, yanılıyordu. Yalan gerçeğin nefesini kesti. -Ölümü Nede rahat telaffuz ediyordu dudaklarım ölümün ismini ? Cesaret tohumları eskiden kelebeklerin konakladığı yerlere gömüldü.. -Yapmayacak mısın artık şu işi? Cevap vermek yerine aynanın yanından ayrılıp sandalyenin yanına vardım. Baktım, baktım... Cesaretimi kaybederim korkusuyla seri bir şekilde sandalyenin üzerine çıktım. Bir rüzgarla devrilecek olan cılız bedenimi ölümün o sert kollarına bırakacaktım. İpi zaman kaybetmeden boynumdan geçirdim ve yüzümde sahici olduğunu düşündüğüm bir tebessümle yatağıma oturur vaziyette beni izleyen yüze çevirdim. -Ne oldu neyi düşünüyorsun? -Kötülüğü, iyiliği, kini, sadakati, öfkeyi, sevgiyi...Ölüm harici! -Anlamıyorum seni . -Varlığını yok ediyorsun! Sana sunulan hayatı alıyor ölümün kollarına atıyorsun. Nefesini satıyorsun sen! -Nefesimi mi satıyormuşum ? -Sırf senin için üzülsün diye insanlar sırf kısa bir zaman dilimi içinde ağızlarda olsun diye ismin nefesini bırakıyorsun. -Hayır ben kurtuluyorum, yoruldum anlamıyor musun? -Anlamıyorum, anlamak da istemiyorum. Sana hak veririm diye o denli korkuyorum ki ! Gidince , ölünce ne değişecek zannediyorsun? Kimsenin aklına bile gelmeyeceksin . Seni tanıyan son insan da ölünce hiç yaşamamış olacaksın! Yahu yok, yok olacaksın? Hiç yaşamamış olmaktan bahsediyorum, buna katlanabilir misin? -Bana bir ucubeymişim gibi bakmaları beni ne kadar kahrediyor biliyor musun? O tiksinti veren bir varlığım varmış gibi beni her geçen gün yok etmelerini anlatsam anlar mısın? Tutunamadığımı, hayatı tutan parmaklarımın kan topladığını, yaralandığını sana gösterebilir miyim? Anlar mısın, dinler misin? -Bak bu yükten kurtulabilirsin. -Ölüm benim için tek kurtuluş ! Ayaklar altında ezilen ruh, yerle yeksan olan bir kalp ve yarım çalışan bir akılla yaşam bana çok ağır geliyor. Yaşamın ağırlığına dayanamıyorum ben ... -Seni böyle kahreden şey neydi? -SEN! Cevap vereceği esnada arka odalardan gelen gürültüyle irkilmiş ve ayağımın altındaki sandalyenin düşmesine sebep olmuştum. Ölüm ötelerden ışığını açmış, kurtuluşa çağırıyordu beni . Saniyelerin ardından ayaklarım yerden kesilmiş ve bedenim havada bir kuş gibi kanat çırpıyordu. Başımı odanın kapısına çevirince onu, aydınlığı, gördüm. Gülümsedim .Titrek bakışlarımın ardından başım önüme düştü. Zaman adımlarımı ezerek ilerledi ve parmak uçlarımı ölümün soğuk avcuna bıraktı. Geçmiş olan, gelecek, olana doğru adımlar attı ve kollarını hızlıca ve büyük bir güçle kavradı. İkisinin de güçleri birbirine denkti. Bir an sonra açık olan pencerenin yanına vardılar. Şimdi olan , tavandan kopan iple yere düşmüş gözlerini açık tutmaya çalıştı Gelecek olan , üstünlüğü sağlayıp geçmişi kahverengi pencereden sarkıtmıştı. Gözlerinde öfke ve endişe vardı. Yok olmak değil yok etmek istiyordu. Şimdi olan , boğazını tutuyor halen boynunda olan ipi çıkarmaya çalışıyordu. Gelecek yerde yatan kıza bakarken geçmiş pencereden çıkmış ve kendini korumaya çalışıyordu. Şimdi olan, saniyelerin ardından ölüme daha fazla karşı çıkamamış onun soğuk ellerine tutulmuştu. Geçmiş olan, geleceğe üstünlük sağlamış ve onu pencereden sarkıtmıştı. Genç kız hayatını 7 saniyede tekrardan izliyordu şimdi. Yelkovanın kuyruğuna 5.saniyede bir şey takılmıştı.

Geçmiş olanın boğazı kurumuş, kalbi sıkışmıştı adeta. 5.saniye: -Eylül bak ben başta anlam veremedim ama sonra araştırdım, çok araştırdım. Bunu yaşayan bir tek ben değilmişim. Ben sana karşı duygusal anlamda bir şeyler hissediyorum. Kalbim hızlanıyor seni görünce. Sana yemin ederim ihanet etmek istemediğim için bunları söylüyorum. Bir tokat sesi.

-Lanet gelsin sana da, duygularına da. 6.saniye: Ardından 7.saniye tüm öfkesiyle kendini gözler önüne serdi. 7.saniye: -Sevgili günlük bugün benle “kıza değil adama aşık olacaksın gerizekali” diyerek alay ediyorlardı. İnsanlar neden bu kadar kötü, neden anlamak için çabalamıyorlar? Oysa ben onlarla hep naneli şekerimi bile paylaşırdım. Geçmiş olan, geleceği pencereden gücünün kalan son kırıntıları ve kalbinde filizlenmiş kötülük tohumlarıyla itmişti. Şimdi olan acıyla ve dolu yaşlarla ölümün inine girmiş ve kapıları kapatmıştı. -Evet başkomiserim genç bir kız 25 yaşında. Yatak odasında intihar etmiş. -Adı, soyadı yok mu ? -Yok başkomiserim tüm evi aradık yok. Telefonla konuştuğum esnada gözlerim sevinçle parlamıştı bir şey buldum umuduyla.

-Başkomiserim bir mektup buldum. -Ne yazıyor ? -“Gecmiş, geleceğe ihanet etti onu şimdiden kopardı. Yetişen çiçekler, şimdinin yaşlanmış tohumları. Biz insanlar kulaklarımızı kötülük, seslere iyilik dedik . Kulaklardan sesler geçti. İnsanın her iki kulağı da delikti. İyilikler geldi, geçti.


1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör