Hastalık Günlükleri-Ⅰ


ÜZÜCÜ AMA KORKUTUCU OLMAYAN 11 Mart 2020 “Size üzücü ama korkutucu olmayan bir haberi vermek istiyorum. Koronavirüs şüphesi olan bir vatandaşımızın testi pozitif çıktı. Hastanın virüsü Avrupa teması üzerinden aldığı bilinmektedir ve dış dünyadan tamamen izole edilmiştir.” Dün gece saat 00:45’te, sağlık bakanı bu açıklamayı yaparken üniversitenin KYK yurdunda oda arkadaşlarımla hayatımızın nasıl değişebileceği üzerine tahminler yürütüyorduk. Neredeyse üç aydır dünya genelinde tedirginlik yaratan salgının ülkemize gelmesine o kadar da şaşırmamıştık. Yanı başımızda İran salgının getirdiği bir sağlık krizi içindeydi ve burum ülke ekonomisini oldukça zorlamıştı. İtalya ve birkaç Avrupa ülkesinde hastalık etkisini arttırmaya başlamıştı hatta İtalya salgının çıkış noktası olan Çin’den bile daha fazla etkilenmişti. Bizim ülkemize ilk vakanın bu kadar geç gelmesi, ya da geç açıklanması; aynı gün uluslararası para fonu İMF salgının yayıldığı ülkelere hatırı sayılır miktarda para yardımı yapacağını açıklamıştı. İnsanlar bunun tesadüf olmadığına inanıyorlardı, bizim için şanstı ama bir şekilde gelmişti ve kısa zamanda biteceğini düşünmüyorduk. Sadece bu kadarını öngörebiliyorduk. Sosyal hayatın nasıl şekilleneceği ise henüz oldukça tartışmaya açıktı. Rize’de KYK yurdunda üç kişilik bir odada kalıyordum. İlk vaka açıklanalı daha yarım saat olmuştu. Oda arkadaşlarımdan biri gayet sakindi; birkaç güne okullar tatil edilir dedi. İtalya ve Çini örnek gösteriyordu; her iki ülkede de bütün hayat durmuştu. Bu bana uzak bir ihtimal gibi geliyordu, Çin’den Türkiye’ye üç ay gibi bir zamanda gelen virüs birkaç günde bütün hayatı durduramazdı. Böyle düşünmemin en önemli nedeni sıkıntılı ve bunalımlı geçen okul hayatımın tatil olmasını oldukça güzel bir ödül olarak kabul etmemdi. Kafamdan bunları geçirdiğimi fark etmiş olacak ki arkadaşım okulların tatil olmasının hiç de iyi bir şey olmayacağını söyledi. Diğer arkadaşım vize sınavına girmeyelim de ne olursa olsun dedi. Garip bir heyecan içindeydi. Sınavları çok fazla mı abartıyorum der gibi gözleri emin bakışlarını yitirdi. Bu, günün abartıldığı kadar önemli olmadığına herkes içten içe inandığından olsa gerek her zamanki gibi ışık kapatıldı ve yataklarımıza geçtik. Yine de o gece nerdeyse her gün uyumadan önce yaptığımız Tarih sohbetini unuttuğumuzu fark ettiğimde olaydan etkilendiğimi kendime itiraf ettim. Ayrıca upuzun gün aklımızda sağlık bakanının birkaç dakikalık konuşmasından ibaret olarak kalmıştı. Bilinmeyen bir hayat şekline gitmek en korkutucu olandı. Bir gün öncesinde salgın o kadar uzaktaydı ki lafını dahi etmiyorduk. Bugün okulda en ateşli tartışmaların odak noktası olmuştu. En çok konuşulan yapılan açıklamanın gece geç saatlere bırakılmasıydı. Derste pediatri hocası korkulacak bir şey olmadığını açıklıyordu; virüse yakalanların mortalite insidansı (ölüm oranı) %2 civarında ve yaşlı ya da bağışıklık sistemi zayıf insanlar dışındakileri çok etkilemiyor. Bu açıklama herkesi tatmin etmemiş olacak ki amfinin arka sıralarından tereddütlü fısıltılar yükseldi. Bir de her günkü durgunluğunun aksine daha neşeli görünmeye çalışanlar vardı. Bunlar bana ilkokulda aşı sırasına koşa koşa giderek aşıdan korkmadığını kanıtlamaya çalışan arkadaşlarımı hatırlattı. O akşam odaya geldiğimde arkadaşımı yatağında telefondan bir şeyler okurken buldum. Sosyal medyaya hızla yayılan salgın hakkında bilinçlendirici sloganlar, kişisel hijyen, sosyal mesafe herkes gibi onun da dilindeydi. En çok göze çarpan slogan “Koronavirüs alacağınız tedbirlerden daha güçlü değildir.” Şeklindeydi. Ayrıca okulların tatil edilmesi yönünde velilerin inatçı bir ısrarı vardı. Aslında yaşlıların daha çok tehlikede olduğu her yanda konuşuluyordu, bu ısrarları ebeveyn içgüdüsünden kaynaklanıyordu sanırım. Arkadaşım tüm yurtta çok ders çalışmasıyla bilinen biriydi. Bugün biraz ağırdan alıyordu, dikkat dağınıklığından o da herkes kadar nasiplenmişti. Benim ise iki hafta sonraki sınavım için çalışmam gerekiyordu. Ama çalışmaya başlayacak kadar rahat hissetmiyordum. O an en çok düşündüğüm şey hükümetin hangi ruh halinde olduğuydu. Salgın çevre ülkelere göre bize daha geç gelmişti. Sağlık bakanı bunun aldıkları sıkı önlemler sayesinde olduğunu söylüyordu. Bu önlemler daha da sıklaşacak ve bu beladan en kısa zamanda kurtulacaktık. Hükümetin ruh hali diyordum; İlk vakanın açıklanmasında tereddüt eden aynı zamanda sıkı önlemlerden bahseden hükümet yaptığı şeyden emin değilmiş izlenimini veriyordu. Yine de İngiltere gibi salgına sürü bağışıklığı planı ile yaklaşan ülkelerden çok daha şanslıyız. İngiletere Başbakanı Boris Johnson daha önce düşündükleri stratejiyi açıklamıştı. Buna göre virüsün en önemli iki belirtisi olan yüksek ateş ve öksürük ortaya çıktığında kişinin evden çıkmaması gerekiyordu. Bu kısa vadede çok can alacaktı ama uzun vadede nüfusun yarısından fazlası hastalığı geçirecek, salgın zinciri kırılacak ve bu zor durumdan temelli kurtulacaklardı. İnsanların ölmesine duyarsız kalmayı plan olarak sunmuştu. Bu dünya çapında büyük ses getirdi. Sağlık otoriteleri İngiltere’nin bu yanlıştan kısa sürede dönmesini umuyorlardı yoksa sonuçları kimse telafi edemezdi. Bence de bu halkını ateşe atan bir adamın kendini ele vermesiydi. Hesaplarına göre nüfusun yarısının %2’si, toplam nüfusun %1’i, ölecekti. Aynı zamanda bu 57 milyonluk bir ülkede 500 600 bin kişinin ölümü demekti. Bütün bu hesaplar laflarında belirtmedikleri bizim çıkarmamız gerekenlerdi. Dün gece ilk vaka açıklandıktan bu yana saatler geçmişti ama birkaç haftada yaşayabileceğimiz kadar gerginlik hissettik. Salgın gelirse ne yaparız konusunu daha önce hiç düşünmediğimizi fark ettim. Tek bir gecede bütün öğrenciler Koronavirüs’ün sıkı takipçisi olmuştu. İtalya ve özellikle salgın etkisinin azaldığı Çin’deki hasta sayılarını, ölüm oranlarını detaylı bir şekilde incelemeye başladık.


3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör