Hastalık Günlükleri-ⅠⅠⅠ


GÖRÜNMEZLİK İKSİRİ: KOLONYA 15 Mart Pazar “Burayı mutlaka düzeltmeliyiz. Basit tıbbi maskeleri sağlıklı kişilere önermiyoruz. Asla almasınlar, boşuna paralarını da vermesinler. Maskeleri sağlık çalışanlarına bıraksınlar. Yoksa hastalanan kişileri tedavi etme imkanları olmayacak. Dış ortamda, açık ortamda size bulaşma şansı yok. Yeter ki sosyal mesafeyi koruyalım.” (Bilim kurulu üyesi Prof. Dr. Alpay Azap) Dün, akşam saatlerinde Rize otogarına gittim. Önceki gün bir bilet rezerve etmiştim. Bir an önce otogardaki mahşer kalabalığından kurtulmak istiyordum. Ama biletim satılmıştı ve otobüste başka yer kalmamıştı. Eve gitmeye kararlıydım. Diğer firmaları da soruşturdum, hiçbir yerde bilet bulamadım. Otobüse binip geriye yaslandıktan sonra o gün hiç olmadığı kadar rahatlayacaktım. Arkadaşıma danıştım, sonunda Trabzon’a gitmeye karar verdim. Trabzon dolmuşları o kadar yoğundu ki normalde saatte bir olan seferler on dakikalık aralıklarla yapılıyordu. Trabzon otogarında Rize’dekinden çok daha büyük bir kalabalık vardı. Yazıhanelerin etrafı bavul yığınlarıyla dolmuştu. Bilet bulamayan öğrenciler durmadan otobüs firmaları arasında koşuşturuyorlardı, ellerinde telefon, seslerinden hiç eksilmeyen telaş hissiyle sürekli birileriyle konuşuyorlardı. O an fark ettim ki üç haftalık bir tatil için ülke genelinde bu kadar büyük bir hareket dalgası yaratmak, salgına daha geniş bir yayılım ortamı sunmaktan başka bir işe yarayamazdı. Herhalde virüs salgını sandığımızdan daha ciddiydi ki hükümet uzun süreceğini düşünerek böyle bir riski göze almıştı. Ne iyi ki bir süre sonra Erzurum’a bilet bulabildim. Otobüste muavin iki saatte bir yolculara kolonya ikram ediyordu. Kolonyanın virüse karşı koruma sağlaması kolonyayı bu kadar çok kullanan bir toplumda oldukça belirgin bir sevinç etkisi yaratmıştı. Yan tarafta yaşlı iki adam bu konu hakkında konuşuyorlardı. Yıllardır evlerin unutulmuş bir köşesinde duran, çoğu zaman sadece keskin kokulardan kurtulmak için sürdükleri bu kokunun aslında bu kadar büyük bir nimet olduğunu öğrenip afallamışlardı. Ve kolonyaya gereğinden bile daha çok değer vermeye başlamışlardı. Adeta virüse karşı bir görünmezlik iksiri olarak görüyorlardı. Gece saat 3:00 civarı Erzurum’a vardım. Yine önceki otogarlara benzer bir yoğunlukla karşılaştım. Bu sefer bilet bulmakta o kadar çok zorlanmadım. Bunun ardından son olarak Ağrı otogarında aktarma yaptım ve sabahın ilk saatlerinde Doğubayazıt’a ulaştım. Çarşıya gittim, mahalle dolmuşuna bindim. Dolmuşta insanlar arasında henüz büyüyüp vücut bulan bir tedirginlik vardı. Dolmuş şoförü neşesiyle herkesi eğlendiren bir adamdı. Bugün biraz durgundu. Kısa bir selamlaşmadan sonra doktor dedi. Ne olacak bu virüs olayı? Ne olacağı hakkında bir fikrim yoktu. Ama benden rahatlatıcı sözler duymak istedikleri içerideki herkesin bakışlarında o kadar canlıydı ki bir şeyler uydurmak zorunda kaldım. Abi dedim, bu hastalık sağlıklı ve düzenli beslenmeye karşı duramaz. Yaza doğru azalacak ve iki aya kalmadan kurtulacağız. Dolmuş mahallenin tozlu yollarında ilerliyordu ve yolcular can kulağıyla bizi dinliyorlardı. Şu an Arabistan’da yazın kralı yaşanıyor ama virüs ortalıkta dört dönüyor. Böyle bir cevap beklemiyordum. Ama şöyle bir şey de var, hastalık yaşlılar dışındakileri çok etkilemiyor. Yahu doktor bakma böyle dediklerine daha geçen gün küçücük bir bebek öldü bu beladan. Buna karşılık gardım iyice düştü. Anladım ki mahalleliyi bu şekilde ikna edemeyeceğim. Ya tabi öyle, doğru diyorsun ama dedim, Allah’ın emrine karşı gelebilir mi bu virüs dedikleri şey. Fısıltılar yerini sessizliğe bıraktı. Dini duyguları lafa katınca insanlar rahatlamak zorunda kaldılar, ben de üstümdeki baskıdan kurtuldum. Eve vardım. Annem ve Babam kısa bir terddütten sonra duygularına karşı koyamayıp bana sarıldılar. Malum hastalığın yayılmasını önlemek için temastan kaçının uyarılarıyla onlar da sıkça karşılaşmışlardı. Ama bu gibi alışkanlıklara karşı koymak için henüz belirgin ve güçlü bir bilincimiz oluşmamıştı. Kardeşlerim geldiler. Bir süre muhabbet ettik, çay içtik. Ardından pencere köşesinde duran bir bütün soğan dikkatimi çekti. Diğer odalara baktım ve bütün pencerelerde aynısını gördüm. Kuru soğan demek ki bugüne kadar Koronavirüs mıkantısı olduğunu bilmeden yaşamıştı. Pencere kenarına koyuyorsun ve odada bulunan bütün zararlı mikroorganizmaları topluyor. Bu mucizevi olay aylardır kapalı kapılar ardında nasıl da saklanmıştı. Hemen kuru soğan stoku yapmalıydık. Muhtemelen bu bilgi öğrenildikten sonra soğan fiyatları tavan yapacaktı. Bugüne kadar beklediğimiz fırsat ayağımıza geldi. Zengin olacağız. Dalga geçme, peygamber efendimiz zamanında salgın hastalıklara karşı her eve kuru soğan bırakılırdı. Abla ama bunu öğrendikten sonra aslını astarını kurcaladın mı? Böyle önemli bir iddianın herhalde sağlam bir dayanağı vardır. Yani bilim nasıl açıklıyor bunu? Koskoca hoca yalan mı söyleyecek canım? Bu bir cevap sayılmazdı. Merak ettim ve olayı araştırmaya başladım. Bir süre sonra kafamın içi soğandan geçilmez olmuştu. Özünde şunları öğrendim; soğan bağışıklık sistemine iyi gelen bir besindir, vücuda sayılamayacak kadar çok faydası vardır. Virüs ya da bakteri çektiğine dair herhangi bir çalışma veya araştırma yoktur. Ülkemizde ilk vakadan bu yana 5 gün geçti, toplam vaka sayısı 1 kişi artarak 6 oldu. Dünya genelinde yaklaşık 6000 kişi yaşamını yitirdi. Salgın toplam 120 ülkeye yayıldı. İtalya’nın ardından İspanya’da da bütün ülke karantinaya alındı. ABD’de ulusal acil durum ilan edildi. İtalya son 24 saatte 257 kişinin ölmesiyle bir gündeki en büyük kaybını yaşadı. Evlerinden çıkamayan insanlar balkonlarda Bella Ciao gibi marşlarla moral bulmaya çalışıyor. Dünya Sağlık Örgütü” Salgının merkez üssü artık Çin değil Avrupa.” dedi. Salgından en çok etkilenen ülkelerden olan İran’da ölü sayısı 724’ü buldu. Çin’de son 24 saatte 13 kişi öldü, 11 yeni vaka görüldü. Yeni vaka ve ölüm sayılarındaki düşüşe rağmen sıkı önlemler devam ediyor.


Son Paylaşımlar

Hepsini Gör