Hastalık Günlükleri-Ⅳ


İLK ÖLÜM 17 Mart Salı “Geç saatlerde bulunmam planlı bir toplantı değil, özel bir durum nedeniyledir. Bu gece sizi ve halkımızı üzen bir haberi, aynı üzüntüyü hissederek bildireceğim. Bu cümleyi toplumun sağlık bakanı olmak yanında bir hekim olarak kurmak istiyorum. Koronavirüsle mücadelemizde bugün ilk kez bir kez bir hastamı kaybettim.” (Sağlık Bakanı Fahrettin Koca) Pazartesi günü bilim kurulu toplandı ve yeni tedbirler açıklandı. Eğlence mekanları, tiyatro ve sinema salonları, kahvehaneler, her türlü oyun salonu ikinci bir emre kadar kapatıldı. Alışveriş merkezleri, lokantalar, restorantlar ve marketler bu yasağa dahil değildi. 6 yeni ülkeye uçuş yasağı getirildi. Bunlar arasında sürü bağışıklığı planına devam eden İngiltere de vardı. İngiltere’ye uçuş kapılarını kapatmak için neden bu kadar beklenmişti? Kimse bilmiyordu. Ülkede bir görünmez düşmana karşı adeta seferberlik ilan edilirken unutulan ya da önemsenmeyen bu önlem belki de telafi edilemez bir hasar bırakacaktı. İlk 5 Koronavirüs vakasının aynı yaşam alanından olması, salgının hala kontrol altında olduğunu gösteriyordu. Hafta sonu açıklanan 6. vaka ilkinin etkileşim çevresinden değildi. Bu vaka Arabistan’dan gelen son umre kafilesinde saptandı, bunun sonucunda hükümet içinde ve sokaklarda büyük bir panik belirdi. Hem de ilk umre kafileleri karantinaya alınmamıştı. Evlerine giden insanlar virüs etkilerinin dışa yansıdığı 14 günde kendilerini izole edecekler miydi? Bu tamamen onların vicdanına bırakılmıştı. Son kafileler Ankara ve Konya’da karatinaya alındı. Karantina kararı plansız ve acemice verilmişti. Öyle ki henüz yurtlarda kalan öğrenciler gece yarısı bundan haberdar edilmişti. Öğrencilerin mağduriyeti ve dönüş tarihleri haftalar öncesinden bilinen umrecilerin ülkeye tedbirsiz alınmaları iki gün boyunca gündemdeki sıcaklığını korudu. Bugün öğleden sonra çarşıya çıktım. Sokaklar neredeyse dopdoluydu. Bu insanlar ölümün iki türlüsüyle karşı karşıyaydı; salgın ve açlık. Bir adam virüsten korunmak için bir ada satın alabiliyorken öteki karnını doyurabilmek için insanlarla iç içe çalışıyor. Bu zamansız farkındalık kafamın içinde ağırlık kazanıp düşünce akışını kesmişti. Aç ölmemek için çalışmak zorunda olan insanları gördükçe zihnim bütünüyle kontrolümden çıkıyordu. Sakinleşmek için daha hızlı yürümeye başladım. Kapalı kepenkler ardında çalışmaya devem eden bir kahvehanede dört arkadaş çay içiyorduk. Kahvehane sahibi boşları almaya gelince orada oturmakla hiç kabahatimiz yokmuş da bütün suç iş yerini kapatmadığı için ondaymış gibi adama “Abi sen niye kapatmıyorsun?” diye sordum. Benim buranın kirasını vermem için günde 400 bardak çay satmam gerekiyor. Her sabah 5’te geliyorum, gece yarısına kadar çalışıyorum. Cevap beklemeden arkasını döndü ve diğer masaları dolaşmaya devam etti. Sigara dumanı ve koyu renkli duvarların üstüme bıraktığı karamsarlık dayanılmaz gelmeye başladı. Son bir çay içip kalktık. Dışarıda, karasal bozkır ikliminin sert havası, göğüs kafeslerimizi titretiyordu. Caddeden bize doğru gelen bir adam yüz metrelik mesafede elindeki poşeti üç kere diğer eline aldı. Isınma sırası gelen eli kaşla göz arasında cebine girmiş oluyordu. Yüzünde kan akımının yavaşladığını solan renginden hemen anlayabilirdiniz. Hızlı yürümeye çalışıyor, aynı zamanda nefes nefese kalmamak için kendini dizginliyordu. Sokaklarda boş boş dolanın diye mi okullar kapatıldı. Salgından ne kadar insan öldüğünü görmüyor musun? Önceden ezberlenmiş gibi aksamadan, tek solukta ve sinirle bıraktığı bu cümleler annemin on dakikalık nutku için uyarı sinyali veriyordu. Bütün söylediklerini onaylayıp soba odasına geçtim. Sofra kuruldu, aynı anda heyecanla beklediğimiz akşam haberleri başladı. En son 47 olarak açıklanan toplam vaka sayısı 98 olmuştu. Daha da önemlisi Koronavirüsten ilk can kaybımızı yaşamıştık. Yemek sofrasında kaşık sesleri azaldı. İştahlar azaldı. Birkaç dakika sonra sofrada babamla yalnız kalmıştık. Onu düşündüm , ertesi gün işe gidecekti. Annemin birçok kronik hastalığı vardı. Risk grubundaydı. Bütün yapabileceğimiz oturup beklemek, şansın bizden yana olmasını ummak. Bütün bu olanları aklım almıyordu. Sağlık bakanı sadece bir haftadır çıkıp açıklama yapıyordu. Ama hiç biri diğerini tutmuyordu. İlk günlerde vaka sayısının Avrupa ülkelerine oranla az oluşuyla övünüyordu. Daha sonra artan vakalar, yayılımı önleyen izolasyonlardır diyerek insanları sakinleştirmeye çalıştı. Son olarak bu böyle devam etmeyecek, 1,5 -2 ay direnelim dedi. Farkında olmadan psikolojimizi alt üst etti. Pembe haberler beklemiyorduk. Fakat hükümetin yaptığı tek şey kötü tabloyu bize en hafif haliyle sunmaktı. Sıra Cumhurbaşkanı’nın konuşmasına geldi. Borçlarını ödeyemeyen işletmeler için bankalarla anlaşmalar yapıldı, SGK primleri ertelendi. En düşük emekli maaşı 1500 liraya çıkarıldı. Ekonomik çarkın dönmesi için umut veren bütün bu kararların arasında işçileri düşünen ve gözeten elle tutulur bir karar olmaması ilk bakışta göze çarpıyordu. Bütün dünyada 200 binden fazla vaka tespit edildi. Daha kötü olansa artık vaka sayılarının salgının ciddiyetini anlatmakta yetersiz kalması. Ölü sayıları, vaka sayılarını unutturuyor. Dünyada yaklaşık 7500 kişi öldü. İtalya ve İspanya’da doktorlar kimi kurtarabiliriz diye hasta seçmeye başladı. Salgın krizi bu ülkelerde tek başlarına baş edemeyecekleri bir zorluğa ulaştı. Fransa temel ihtiyaçlar hariç sokağa çıkmayı yasakladı. Ordu, denetimi sağlamak için sokağa indi. Salgın yaklaşık 160 ülkeye yayıldı. UEFA Avrupa şampiyonası bir yıl ertelendi. Bunun gibi birçok önemli spor turnuvası askıya alındı Yemekten sonra ısıtıcı sobayı alıp salona geçtim. Budala’yı elime aldım, onu incitmekten korkar gibi nazikçe ve özenle son bölümünü açtım. Bütün kötü haberleri unutup Dostoyevski’nin evreninde ruhumu dinlemek istiyordum. Kitap bittiğinde asil bir duygunun en yüksek noktasına ulaşmıştım. Gerçek bir huzursuzluk kapıma dayanmıştı. Etkisinden kısa sürede kurtulamayacağım bir kitap okumuştum. Kitapta yok denecek kadar az tumturaklı söz kullanılmış. Sıradan birçok cümle bir araya gelip bütün doğru bildiğinizi sarsacak kadar güçlü bir fırtınaya dönüşmüş. Dostoyevski kitaba dünyanın en iyi insanını yazmak için başlamış. Ayrıca baş karakter Prens Mişkin Dostoyevski ve onun birçok karakteri gibi sara hastası.


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör