Hastalık Günlükleri-Ⅵ


30 BÜYÜKŞEHİR VE ZONGULDAK Sosyal medyada yer alan, açıkladığımız verilerde tutarsızlık olduğu yönündeki iddialar tamamen asılsızdır. Açıklanan sayısal veriler, kanıta dayalıdır. Doğrudan COVİD-19 tanısını esas almıştır. Veriler, anlık gerçek verilerdir. Gerçekleri çarpıtmanın kimseye faydası yoktur. (Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca) 26 Mart Soğuk bir kış günü. Saat gecenin 2’si, dışarıda kar sokak lambalarının sarı ışığında usul usul savrularak yağıyor. Kış aylarının dinçliği var üstümde. Evin salonunda ısıtıcı sobayla oturuyorum. Öte yandan bozulan uyku düzenimi geri kazanmak için bir şeylere odaklanmak istiyorum. Birkaç hafta önce öğrenci yurdunda, ne zaman nereden geleceği bilinmeyen gürültülerden yakınırken bugünlerde saatlerce iç sesimi dinliyorum. Virüs salgını sonrası okulların tatil edilmesini, hayatımı gözden geçirmek, sakinleşmek ve daha yüksek bir motivasyonla hayata devam etmek için bir fırsat olarak görmüştüm. Oysa günlerce içinden çıkamadığım sorunlarla baş başa kaldım. Halının altındaki bütün kir açığa çıktı. Ruhum bedenleşip bir demir yığını kadar ağırlaşmış gibi duyumsuyorum. Mutlu olmakta çok zorlanıyorum. Kendimle dertleşmediğim, boş zamanımın olmadığı günlerin hafif ve sahte mutluluğunu arıyorum. Yıllar önce bugünleri hayal ederken çok bonkör davrandığımı fark ettim. Hesapta olmayan bir yığın sorunla karşılaştım. Sorunlarımın çoğu dişe dokunur olmasa da çözüm bulamıyorum. Anlaşılır ve basit korkulara ihtiyaç duyuyorum. Karanlıktan korktuğum günleri içten bir özlemle anıyorum. Yemekte patlıcan olmasa, akşam bir Kemal Sunal filmi çıksa mutsuzluk da neymiş der, hayatın içine kapılırdım. Kuzenlerimin benimkinden daha çok bilyesi var diye hayıflanırdım. Sevinç ve hüzün gece gündüz gibi birbirini takip ederken, hayatın hüznünü fark etmezdim bile. Anlaşılır dertlerin ne kadar değerli olduğunun henüz ayrımına vardım. 31 Mart Salgında sonra aile üyeleri ile bir araya geldik. Bir süre sonra , ilk günlerin birbirimizi özlediğimiz o zamanlarına aman diletir olduk. Sonraları evin içinde gerçekten var olan ya da bizim uydurduğumuz sorunlar herkesin üzerinde gerginlik yarattı. Beraber geçirdiğimiz zaman arttıkça birbirimizle daha az konuşur hale geldik. Annem ve babam bazen ne üstüne tartıştıklarını unuttuktan sonra bile tartışmaya devam ediyorlar. Babamın düzenli olmayan inşaat işleri, annemin yemeğinin tuzu ya da benim umursamazlığım konuştuğumuz konular arasında başı çekiyor. 1 Nisan Tam 15 gündür dışarı çıkmadım. Uyumak, uyanmak ve hayattan bir sürpriz beklemek dışında çok az şey yapıyorum. Aynı anda birbirinden bağımsız birçok şey düşünüyorum. Düşünmem gerekenleri önemine göre sıralamaya çalışıyorum. Hepsi çok önemliymiş gibi geliyor. Sonra hiçbirinin yeterince önemli olmadığına karar verip üstünde kafa yoracak başka konular arıyorum. Dikkatim bir yerlerde toplanmayı bugünlerde hiç mi hiç sevmiyorum. Bir kitaba başlıyorum örneğin, 40 sayfa okurken 8 bardak çay içiyorum. Kitabın hiçbir yeri en heyecanlı yer gibi gelmiyor. Bir film izliyorum, iki ya da üç gün sürüyor. Bugün yine sıkıntıdan patlamak üzereyken gitarı elime aldım. Hasretinle Yandı Gönlüm parçasını çalmaya başladım. Beş dakika sonra sıkılıp Nothing Else Matters’a geçtim, daha sonra aradığımı Zana û Andok’ta bulabileceğimi umdum. Sonunda gitar çalmayı bıraktım. Can sıkıntısından geçen gün fakülteden sevmediğim bir arkadaşımı bile aradım. Yarım saat konuştuk. Bu arada uyku düzenim hala berbat. Geçen sabah uyandığımda anneme, babam niye işe gitmedi, dedim. Şaşırdı, yinelememi bekledi, duyduğu şeyden emin olduktan sonra saat akşamın 5’i, bu gidişle kafayı yiyeceksin, dedi. 2 Nisan Dünyanın 152 ülkesinde, seçimle başa gelen devlet başkanı ve başbakan arasından sadece 10 kişi kadın. Asıl ilgi çekici olan, kadınların başta olduğu ülkelerin salgında şu ana kadar çok daha başarılı olması. Tayvan, Almanya, Norveç ve Finlandiya başta olmak üzere kadınların yönettiği birçok ülke erken tedbirlerle, disiplinli kurallarla yayılımı oldukça dar bir alanda hapsetti. Amerikan Forbes Dergisi bu durumu fark edip araştırmış. Haberde, Tayvan’ın erken dönemde getirdiği uçuş yasağı ile, Almanya‘nın haftalık 350 bin test yaparak asemptomatik vakaları da tespit etmesiyle, bir turizm ülkesi olan Yeni Zellanda’nın ekonomik riskleri göze alıp ülke kapılarını turistlere kapatmasıyla başarılı olduğu yazıyor. Öyle ki Tayvan Avrupa ülkelerine en fazla maske ihraç eden ülke oldu. Almanya’da Avrupa’daki en düşük ölüm oranı görüldü. Yeni Zellanda’da ölü sayısı hala 10’un altında. 3 Nisan Dünyada Koronavirüs’e yakalananların sayısı 1 milyonu, virüsten ölenlerin sayısı 50 bini geçti. Ülkemizde yayılımının artış hızı hala artıyor. Toplam vaka sayısı 20 bini geçti. Maalesef ölü sayısı 425 oldu. Güncel tedbirleri yeterli görmeyen hükümet, 30 büyükşehir ve Zonguldak’a giriş çıkış yasağı getirdi. Ayrıca 20 yaş altına ve 65 yaş üstüne bu geceden itibaren sokağa çıkma yasağı ilan edildi. 20 yaş sınırına bende dahilim. Fakat mahalledeki markete gitmek dışında evden çıkmadığım için bu yasak bende yeterince ilgi uyandırmadı. 5 Nisan Yaşar Kemal gençliğinde Cumhuriyet gazetesinde çalışırken Anadolu’nun gelmiş geçmiş en belalı eşkıyalarından olan Çakırcalı Efe’nin hayatını büyük bir hayretle öğrenmiş. Daha sonra bir yandan araştırırken bir yandan da çalışmalarını gazetede yayınlamaya başlamış. Çok sonraları tekrar okuduğunda Çakırcalı Efe yazılarını oldukça ilgi çekici bulmuş. Bu yazıların Çakırcalı’nın hayatına ışık tutabileceğini düşünmüş, yazıları düzenleyip kitap halinde bastırmış. “Çakırcalı Efe” kitabı Yaşar Kemal’in başyapıtlarına göre çok bilinmese de en önemli eserlerinden biri. Kitapta Osmanlı’nın son dönemlerinde İzmir’in Ödemiş ilçesinde doğup yaşayan, Efeliğin en tanıdık yüzlerinden olan Çakırcalı’nın hayatı kapsamlı araştımalar ve çok yüksek bir edebi değerle sunuluyor. Çakırcalı 1000’den fazla kişiyi öldürmüş. Kitabın asıl konusunu Çakırcalı’nın nasıl öldürüldüğü oluşturuyor.


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör