Hastalık Günlükleri-Ⅶ


ESKİSİ KADAR YAKIN OLAMAYIZ “31 Aralık’tan bu yana sürdürdüğümüz mücadeleden ödün vermemekte kararlıyız. Uyarılarımızın istisnasız her koşulda geçerli olduğunu unutmayın. Süreci birlikte, sağduyu içinde, başarıyla tamamlayacağız. Mücadelemizin sonucuna odaklanalım.” Sağlık Bakanı Dr. Fahrettin Koca 10 Nisan Dün gece bir rüya gördüm. Dağınık bir odanın tam ortasındaydım. Bir süre etrafa bakındım. İşime yarayabilecek bir şey aradım. Önce masada duran meyve tabağından bir elmaya uzandım. Tek elle kaldıramadım. Tekrar denedim. İki elimle, var gücümle, bütün derdim o elmayı oradan almakmış gibi asıldım. Ama yine de kaldıramadım. Kan ter içinde kalmıştım. Su içmek istedim. Yan taraftaki mutfağa gittim. Biraz önce mutfak olan o oda, evet ya da hayır denebilecek kadar sürede inşaat malzemeleriyle dolu bir depoya döndü. Bu durumu garipsemeden depoda dolaşmaya başladım. Depo duvarları boyunca çimento ve kireç torbaları dizilmişti. Bunlardan ayrı olarak deponun ortasında da birkaç torba çimento vardı. İçimden, derinlerden gelen, engel olunamayan bir istekle ortada istiften ayrı duran çimento torbalarını kaldırıp diğer torbaların üstüne koydum. Aynı anda iki torba çimento taşıyabiliyordum. Üstelik hiç zorlanmadım. Tam olarak ne kadar sürdüğünü bilmediğim bir zamandan sonra kendimi mutfakta buldum. Tezgahta duran bir bardak suya uzandım. Bütün kuvvetimle bardağı kaldırmak istedim. Yerinden kıpırdamadı. Birkaç kişinin el birliğiyle taşıyabileceği kadar ağırdı. Bu sabah uyandığımda çok garip hissettim. Rüyanın etkisi derin derin içime işlemişti. Susuzluğum baş ağrısına dönmek üzereydi. Yatakta doğrulup bağdaş kurdum. Ne yapacağımı bilemedim. Başımı iki elimin arasına aldım. Anlamsız bir şekilde odadaki eşyalara bakmaya başladım. Hiçbir şey düşünemiyordum fakat bilincim olduğundan çok daha fazla ağırlık kazanmıştı. Zihnim bir şeylerle meşgul değildi fakat içimde taşmak üzere olan bir duygu bulantısı vardı. Su içmek için yerimden kalkıp kalkmamakta tereddüt ettim. Oturmaya devam ettim. Yatağımın karşısındaki duvarda asılı duran saat, bazen hızlanıp olmadık bir anda yavaşlıyordu. Uyandıktan sonra 45 dakika boyunca yatakta durdum. Bu sürede zihnimin kontrolüm dışında olduğuna emindim. Saat sabahın yedisiydi. Uzun zamandır ilk defa bu kadar erken uyanıyordum. Yatağın kenarında dün gece içtiğim bitki çayları vardı. Bunları migren krizlerinde sakinleşmek için içiyorum. Susuzluğa dayanamayıp mutfağa gittim. Masada su dolu bir sürahi vardı. Tezgahtan çekinerek bir bardak aldım. İşe yarayacağına emin olmadan sürahiye uzandım. Nihayet bir bardak su içtikten sonra rahatladım. Derin bir nefes aldım. Dün geceki ölümden beter migren ağrılarını hatırladım. Ne iyi ki geçmişti. Aynı anda 25 gündür elzem ihtiyaçlar dışında dışarı çıkmadığımı fark ettim. Bu 25 günlük zamanda bir hayli yoruldum. Artık neyin ne kadar önemli olduğunu anlamıyorum. İyiyi ve kötüyü ayırt etmek o kadar da kolay gelmiyor. Her gün farklı yemekler yiyoruz. Fakat ben hep aynı tadı alıyorum. Buna Koronavirüs tadı diyebilirim. Her akşam yemeğinde bir yandan da akşam haberlerini izlerken acıkan midelerimize mi bakacağız, ölen insanlara mı yanacağız? diye diye her şeye kayıtsız biri oldum. Saat sabahın sekizi veya gecenin sekizi olmuş hiç fark etmiyor, heyecanım hep aynı kısırlıkta. Planlı yaşamayı geçtim, bir günde sevdiğim işlerle bir iki saat uğraşmaya hasret kaldım. 15 Nisan Bir insan 8 saat boyunca kırmızı renkte bir arabaya bakarsa artık o arabanın kırmızı olduğunu unutur. İşte tam olarak bu haldeyim. Bir aydır dışarda hatırı sayılır bir zaman geçirmedim. Evde geçirdiğim bu uzun sürede odamdaki eşyalar, günlük hayatım, her şey o kadar sıradanlaştı ki hiçbir şey yapmıyorum gibi geliyor. Algılarımın kısa bir zaman sonra kapanacağından endişe duyuyorum. 17 Nisan Bir haftadır haberleri takip etmiyorum. Her gün aynı soğukkanlılıkla haber sunan spikerler, her gün aynı içtenlikte tedbirleri hatırlatan sağlık bakanı nasıl çıldırmıyorlar, aklım almıyor. Bütün bunlardan çok sıkıldım. Artık ölen 8 kişiye de 8 bin kişiye de aynı derecede üzülüyorum ya da bilmiyorum, belki de artık üzülmüyorumdur. Fazlaca gergin olduğum zamanlar ne kadar çabuk ölürsek salgın o kadar çabuk biter düşüncesine bile aldanıyorum. 19 Nisan İlkbahar gecikmiş olduğu için özür diler gibi bütün içtenliğiyle şehri sarmaya başladı. Fakat insanlar ilkbahara herhangi bir dargınlık beslemiyorlar. Hatta karantina günlerinde evlerinden hiç çıkamayan birçok insan mevsimleri ve havaları bir süreliğine başıboş bırakmış gibi gözüküyor. Hava durumu beni de çok ilgilendirmiyor. Dört duvar arasında önemini yitiren tek şey mevsimler ya da hava durumu değil. Artık neredeyse bütün hayatımı ölçmeden, tartmadan, önemli bir karar alacak kadar düşünmeden yaşıyorum. Önemli olan tek şeyse: umutlu kalabilmek. 20 Nisan Ali Şeriati -Kendisi Olmayan İnsan Lisede hızla değişen ve gelişen bir kişiliğim ve güçlü bir sarsıntıya dayanamayacak kadar zayıf bir zihniyetim vardı. Hal böyleyken okuduğum düşünce kitaplarını tamamen benimserdim. Bundan duyduğum rahatsızlıkla bir gün öğretmenime gittim. Ne yapabileceğimi sordum. Bana net fikirleri olan kitapları okuduktan sonra bu fikirlere zıt kitapları da oku dedi. O zamanlar bir yere saplanıp kalan zihinleri okumaktan keyif alırdım. Şimdi ise dolaşan, arayan ve soran zihinler beni çok daha fazla etkiliyor. Ali Şeriati böyle bir yazar. Bu yüzden kendisini pek kimse sevmez. Ayrıca eskiden , daha çocuk yaşlarımdayken edebiyatı devrik cümlelerden ibaret zannederdim. Bir kitap ne kadar devrik cümle içeriyorsa o kadar edebiydi. O yaşlarda bu kitabı okusaydım muhtemelen ne kadar da kötü bir yazar derdim. Ali Şeriati edebiyattan, felsefeden hatta hitabetten taviz vermeden bütünlüğü koruyabilen üst düzey bir yazar. Bunun yanında en büyük doğrularına karşı çıkan felsefecileri bile olağanüstü bir kibarlıkla eleştiriyor.


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör