Hata Ediyorsunuz Beyler


Bakın beyler... Hata ediyorsunuz. Gözlerinize giydirdiğiniz bu bakış, parke taşlarını arşınlayan cilalı ayakkabılarınız ve jilet gibi takım elbiseleriniz artık gözleri görmediği için dünyanın şekli ile mutlu olamayacak bir kalbi kırığın üzerine yürüyen ve her bir adımda gittikçe daha da büyüyüp korkunç hale gelen canavarlardır. Bakın beyler... Hata ediyorsunuz. Artık kulakları duymayan o adamın cebinden aldığınız kuruşlarla kendi şanınıza çaldığınız o sazın nağmeleri oldukça güzel bir kuşun tüyleri gibi kaygısız etrafa saçılıyor. Hata ediyorsunuz. Biz sana ninniler söyleyeceğiz diye annesinin memesinden kıstığınız bebeklerin tasına kuru ekmek doğruyorsunuz. Öldürüyorsunuz o çocukları veya şöyle diyebilirim, saraylarınızın duvarları o kadar kalın ki tecavüze uğrayan bir kadının çığlığını duymanıza engel oluyor. Adem söylesin bunu, ben diyemem. Adem duysa der ki: “bakın beyler... Hata ediyorsunuz. Bir kaldırım taşı üstünde donup ölürken adam siz meyhane benim, mey benim diye eğlenerek hata ediyorsunuz. Zayıfın birinin bir köşede başını taşla ezdi güçlünün biri” zayıf zayıflığını bilip de kafasını ezdirmemeli” dediniz. Hiçbir elbiseye sığdıramayıp ırzını nice edip saklayan genç kızı baştan aşağı soydular damı çökük, boyası dökük olduğu için artık lanetli sayılan bir barakada “orada ne işi vardı” dediniz. Hata ettiniz. Zerdüşt buyursun, benim buyruğum geçmez size. Zerdüşt olsa şöyle buyururdu: “bakın beyler... Hata ediyorsunuz. Yirmilik delikanlılık çağından başlayıp altmışına kadar çalışıp kazandığının çoğunu size veren adam yaşlanıp da ekmek bulamaz hale gelince şehrin kara, kayıp köşelerine gönderdiniz. Beyler, adam artık yaşlı olduğu için günde bir ekmek yemekten yarım ekmekle doyar hale geldiği halde adamdan yarım ekmeği esirgediniz. Bir kadına bir tabakta sıcak yemek gidecek oldu önünü kesip ‘bizden izinsiz yardım yapılamaz’ dediniz. Kadın açlıktan öldü, kokusu rahatsızlık veriyor diye komşuları gömmek zorunda hissetiler kendilerini ve bu arada siz inanın bana hata ettiniz. Bir anne anlatsın size, ben böyle konuşamam. Bir anne ağzını açacak olsa şöyle söyler: “içimde bir oğul yetiştirme isteği vardı. Kan verdim, can verdim ve bir oğul doğurdum. Ama dile kolay dokuz ay boyunca karnımda taşıdım, 4 yıl boyunca sırtımda dolaştırdım. Beyler! Aa uzunlar, uzakta kalmışlar, halden anlamazlar! İçimde bir oğul verme dürtüsü vardı. Bir hayra alamet deyip doğurdum sonunda. Büyüyünce kendinize kul bellediniz. Kendinize ordu bellediniz. Öldürttünüz onu! Öldürttünüz onu! Hata ettiniz. Beyler...!


1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Kahve

Çocuklar