Hayata Uyan


Şu anki mücadelemiz virüsle. Ben uzman değilim, sadece halktan biriyim. Bazı şeyleri yaşayarak öğrenenlerdenim. Hayatımı virüsten öncesi ve virüsten sonrası olarak ikiye ayırdım. Virüsten önce de duyarlı bir vatandaş olmaya çalışır ama o kadar da üzerinde durmazdım. Virüsten sonra ise bunun ne kadar gerekli olduğuna inandım. Hayatta var olan her şeyin bir değeri olduğunu virüs sayesinde öğrendik. Zamanın, yediğimiz yiyeceklerin, yürümenin… Bazen yoğunluğundan sıkıldığımız işimizi bile arar olduk. “Keşke zamanında değerini bilseydik.” dedi kimileri, kimileriyse “Şu virüs bir bitsin daha özverili olacağım.” diye söz verdi. Herkes için zorlu bir sınav ve hala devam ediyor. Arkadaşlarla içilen bir kahveyi, yürüyüş yaptığımız taşlı yolu, hatta taşların arasından çıkan çiçekleri, yaşadığımız her anın değerini anladık. Bir gün her şeyin bu kadar iyi gitmeyeceğini düşündüğümden bazı deliller toplamaya başlamıştım bile. Bitkileri kurutup saklıyordum. Bu benim için her genç kızın yaptığından farklı olarak sonsuzluğun simgesiydi. Botanik canavarı diyorlardı bana. Bense onlara ‘Bu çiçek zamanı geldiğinde dökülecek ve kuruyacak. Belki 1 hafta belki bu bahar boyunca yaşayacak. Tekrar çiçek açması için bir sonraki baharı beklemesi gerekecek. Ama bir sonraki baharın gelip gelemeyeceğini bilemeyiz. İşte bu yüzden bu kuruttuğum çiçekler geleceğe bıraktığım birer delil olacak. Ben onları dalından koparmakla öldürmüyorum, yaşatıyorum. Sonsuza kadar.’. Bu benim için sadece çiçeklerle de sınırlı kalmadı. Yaşamın ilerleyebilmesi için var olan bilgiyi aktarmamız gerekir. Bunun için ya kuvvetli bir hafızaya ihtiyacımız var ya da bilginin kaynağı kitaplara. İşimizi garantiye almak istersek kitapları seçmek gerekir. O yüzden işe farklı tarzlarda kitapları öncelikle okuyarak bir kütüphane oluşturmakla başladım. Benim kütüphanem şu anda annemin kristal bardaklarının yanındaki 3 raftan ibaret. İlerleyen süreçte daha geniş bir kütüphanemin olması en büyük hayalim. Gariplik bu ya kitapları geleceğe aktarabilmem için güzel muhafaza edebilmem gerek. Kitaplara değer veriyorum ama maalesef çok fazla kitap almak da aileme gereğinden fazla yük bindiriyor. Hiçbir zaman korsan yapımını savunmadım. İşte bu sebeple sahaftan aldığım ikinci el kitapları, sayfa aralarındaki anılarla, yaşanmışlıklarla, kahve tutkunlarının naçizane lekeleriyle kucak açtım ve kitaplığıma ekledim. Üzerindeki yıpranmışlıkları hor görülmüşlük değil de verilen fazla değerden yorulmak olarak gördüm. Bazı değerli anların ve belki de bir daha kavuşamayacağımız güzelliklerin fotoğrafını çektim. Gelecek nesillere nasıl bir geçmişten geldiklerini sunmak istiyorum. Kendim için de bir şeyler yaptım tabi. Olur da ilerde yaşanılan güzel anıları hatırlamakta zorlanırım diye anı kutusu oluşturdum. Arkadaşlarımla geçirdiğim güzel zamanlardan bir parça aldım ve sakladım. Oturduğumuz kafedeki bir not kağıdını, yürüyüş yaptığımız yoldaki bir çiçeği, doyamadığımız sohbetlerimizin yoldaşı kahve bardağımı, benim için tırmandığı ağaçtan kopardığı dutların birkaçını kurutup sakladım. Sonra baktığım her yerde yaşadığım anıları bir film gibi izledim. Objelere gerek kalmadan yaşamımın içinde onları da yaşatmayı başarabildim. Klişe söz ‘Gelecek, nasıl gelecek?’, bilemeyiz. Şimdi virüs, 20-30 yıl sonra susuzluk, 50 yıl sonra açıkla mücadele edebiliriz. İşte bu bıraktığım deliller gelecek nesillere hem nasıl bir geçmişten geldiklerini anımsatacak hem de bizim yaptığımız hataları yapmamaları için bir yol haritası olacak. Umarım yaşadıkları her anın, dünyanın değerini bilmelerine vesile olur. Umalım ki kötü bir senaryo gerçekleşmesin ve bunlara gerek kalmasın. Ben gelecek nesil için şimdilik bunları yaptım. Umarım onlarda geleceklerinin değerini bilirler.


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör