İnstagram Müzeleri


Pandemi sürecinde hayat artık eskisi gibi değil. Her gün yaptığımız sıradan şeyler ya da bir gün yaparım diyerek ertelediklerimiz uzunca bir süredir özlediğimiz şeyler olmaya başladı. Eskisi kadar özgür olamadığımız için, süreç geçince yapılacaklar listesi birçoğumuz tarafından belki şimdiden hazır. Pandemi döneminde internetin öneminin birkaç kat birden arttığını düşünenlerdenim. Öyle ki, evden çıkmadan, bilgisayar başında yapabileceğimiz çok fazla etkinlik olduğunu gördük. Tabii pandeminin de bu imkanların ortaya çıkmasında etkisi oldu. Örneğin dünya çapında birçok müze, belki gitme imkanımızın bile olmadığı yerler, internet üzerinden kapılarını ziyaretçilere açtı. Bu durum büyük bir avantaj sağlarken bir yandan da pandemi öncesinde müzeleri sanal ortamlara taşıyanlar da vardı elbette. Peki müze deyince sizin aklınıza ne geliyor? Louvre mu? Tarih, sanat kokan koridorlar mı? Bildiğiniz tüm müze anlayışını değiştirecek ve günümüzün teknolojisine, gündemine uygun bir yenilik hayatımızın bir parçası artık… Instagram müzeleri… 2010 yılının sonunda piyasaya sürülen Instagram, başlarda sadece fotoğraf düzenleme ve paylaşma uygulamasıydı. On yıl içinde bir milyardan fazla aktif kullanıcıya ulaşan Instagram, kuruluş amacının çok ötesine geçerek yepyeni bir dünyanın kapılarını araladı. Tüketim hızının arttığı, pazarlama anlayışının değiştiği, uykunun hemen öncesinde uyandıktan hemen sonra elimizin ve gözümüzün önünde olmasını istediğimiz bir dünya düzenine geçtiğimiz bu günlerde, hayatını sosyal dünya içinde geçiren, tüm ihtiyaçlarını “bir tıkla” karşılayan yeni nesil, tek bir mekanda sunulan deneyimleri de değiştiriyor. Belki de hiç değişmeyeceğine inandığımız müzeler de artık sanal dünyanın bir parçası haline geliyor. Instagram müzeleri, yeni nesil deneyim müzeleri olarak tasarlanıyor. 2016 yılında New York’ta açılan Museum of Ice Cream adı verilen bir müze, mimarlık anlayışına da yepyeni bir boyut kattı. “Deneyim müzesi” kavramının da ortaya çıkışına sebep olan bu müzede, uçuk pembe bir duvar, ışıl ışıl parlayan, pasta süsü şeklinde rengarenk, dev bir top havuzuna atlayıp tavandan patlayan flaşlara gülümsüyorsunuz. Daha sonra top havuzunda verdiğiniz pozlar mailinize gönderiliyor ve siz de en güzel pozunuzu editlemeye başlıyorsunuz. Fenomene dönüşen bu müzenin yaratıcıları New York’un ardından Los Angeles, San Francisco ve Miami’de de diğer şubelerini açtı. Ardından birçok girişimci bu yeni deneyim müzelerinin birçok benzeri dünyanın farklı noktalarında açılmaya devam ediyor. Kısa sürede tüm dünyaya yayılan Instagram müzeleri sosyal medya sayesinde daha popüler hale gelirken, Color Factory, Dream Machine, A Human ve Rosé Mansion bunlar arasında ilk sıralarda yer alıyor. Bütün dünyanın birbirine online olarak bağlı olduğu yeni dünya düzeninde, hayatları paylaşmak herkes için bu denli önemliyken, fotoğraf çekme ve paylaşmaya izin vermeyen klasik müzelerin aksine, tüm bunlara imkan tanıyan “deneyim müzeleri” telefonsuz bir an düşünmeyen yeni nesil için ilgi çekici bir konumda bulunuyor. Maalesef Rönesans döneminden kalan tablolar milyonlarca dolar değerinde bile olsa da fotoğrafını çekip Instagram’da paylaşılmadığı sürece yeni neslin gözünde pek değerli görülmüyor. Bu müzeler ayrıca interaktif deneyim yani karşılıklı etkileşim imkanı sunarak, ziyaretçileri serginin bir parçası olma imkanı da sağlıyor.


2 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Kahve