Kavak Ağaçları


Asfalt yoldan ayrılıp köyün içine kadar ince ince kıvrılan toprak yol her iki tarafında sıkı saflarla dizilmiş kavak ağaçları arasında görünmüyordu. Sabahın bu saati, güneş nazlana nazlana doğarken köydeki kırk hanenin balkon ışığı hükmedecek bir karanlık bulamayıp lambalar içine büzüşmüştü. Bu evlerden bazısında muhtemelen anneler uyanmıştır, çocuklarına gün öğle oldu diye yakınıyorlardır. "Gün öğle oldu, bir iş yapamadık. Hayvanlar içeride açlıktan inliyorlar". Arada bir esen rüzgar haricinde neredeyse birbirinin aynısı olan günler, çocuklar için annelerine verdiği kadar heyecan vermiyordu.Asfalt yoldan ayrılıp köyün içine kadar ince ince kıvrılan toprak yol her iki tarafında sıkı saflarla dizilmiş kavak ağaçları arasında görünmüyordu. Sabahın bu saati, güneş nazlana nazlana doğarken köydeki kırk hanenin balkon ışığı hükmedecek bir karanlık bulamayıp lambalar içine büzüşmüştü. Bu evlerden bazısında muhtemelen anneler uyanmıştır, çocuklarına gün öğle oldu diye yakınıyorlardır. "Gün öğle oldu, bir iş yapamadık. Hayvanlar içeride açlıktan inliyorlar". Arada bir esen rüzgar haricinde neredeyse birbirinin aynısı olan günler, çocuklar için annelerine verdiği kadar heyecan vermiyordu. O sabah ben de bu köyde iki odalı evimizin salonunda dört kardeşimin yanında uyuyordum. Annemin yıllardır hiç eksilmeyen sabah heyecanıyla bize seslendiğini duyduğumda ilk fark ettiğim salonu dolduran yoğun un kokusuydu. Helva için hazırlanmıştı. Şimdiki günahlarımın bedeli olabilecek kadar ağır olan yün yorganın altında derin ve iyileştirici bir uyku uyumuştum. Yer sofrasında uyanalı dört saat olmuş gibi dinç oturan annem sabahın güzelliğine mutlu gözlerle katılırken bir yandan da yavaş yavaş çayını yudumluyordu. Balkona çıktım, birkaç saat sonra sıcaktan çatlayacak toprağın çiğ düşmüş haline minnetle bakarak dış mutfağa yürüdüm. İbriği aldım, iki bacağımın arasına yerleştirdim. Eğilirken ibriğin suyu avuçlarıma dökülüyordu, ben de suyu yüzüme çarparak sabah uyuşukluğunu üstümden atmaya çalışıyordum. Kahvaltı yaparken salonun açık kapısından yeşile dönmüş kayısı ağaçlarını, yüz metre arayla sıralanan kerpiç evleri, köy meydanını ve köyden çevre yoluna uzanan toprak yolun sakinliğini izledim . Babam ve annem koyunları sürüye katmak için sofradan kalktılar. Gerekmediği sürece konuşmayan kardeşlerimle sessiz bir kahvaltı ettik. Daha sonra kocaman bir kayısı ağacının gölgesindeki küçük bostanımıza gittim. İki üç metrekarelik alandaki sert toprağı, gözenekli plastik domates kasasıyla eledim. Böylece toprağın verimini arttırmayı düşünüyordum. Bu bölgeye yeşil soğan ekecektik. Günün büyük bir bölümünü benzeri işlerle geçirdikten sonra yorgunluğa dayanamayıp balkona uzanmaya gittim. Kavurucu güneşten kopan gün serinliğe kavuşmak için çırpınıyordu. Köyün kırk hanesinin balkon ışığı karanlık koyulaştıkça tüyleri kabaran birer hindi gibi büyüyüp uzaklara saçılıyordu. O sırada karanlığın güneş gibi gücünü kendi içinden aldığını ve güneşin zıddı olduğunu düşünüyordum. İki düşman arasında geçen kavgayı gündüzleri güneş, geceleri karanlık kazanıyordu. Babam o gün işe gitmemişti. Hayvanların gelmesine kısa bir zaman kaldığı için uykuya dalıp uyanarak geçen rahat günü içeride bırakıp dışarı çıkmıştı. Kulağında o zaman neredeyse bütün köyün kullandığı tek elde görünmeyen küçük, tuşlu telefon vardı. Önemli bir şey konuştuğu ses tonundan belirgin bir şekilde anlaşılıyordu. Bir haberi birkaç kişiden en ince ayrıntısıyla öğrenene kadar sorularımıza cevap vermeyen babamın telefon trafiğinden anladık ki Hakkı amcanın oğlu İbrahim kaybolmuştu. İbrahim yirmili yaşlarda , tombul vücutlu , yumuşak bakışlı muhabbetini yüreğinde saklayan sessiz ve sevecen bir gençti. Kalbinden rahatsız olduğu için kısacık yürümelerde, yokuşlarda hemencecik nefes nefese kalır olduğu yere saplanırdı. Bir keresinde saatlerce evinin bahçesinde yarı baygın olarak yatmıştı da yokluğunu fark eden babası bulmuştu onu. O gün köyün aşağısında çevre yolunun her iki tarafında uzanan bozkıra inek otlatmaya gitmişti. Akşamüstü hayvanlar eve tek başlarına gelmişti. O saatten sonra köye haber salınmış, hemen on on beş kişilik bir ekip toplanıp İbrahim'i aramaya koyulmuştu. Köy meydanında toplanan ahalinin en çok merak ettiği İbrahim’in hasta haliyle neden hayvan otlatmaya gittiğiydi. Yine söylenenlere göre kendi ısrar etmişti. Hasta olduğunu Kabul etmiyordu. Annesi İbrahim kaybolduktan sonra karşı konulmaz bir huzursuzlukla sürekli ağlıyordu. Bütün bunlar konuşulurken babam yüzünde capcanlı bir korku ile etrafta dolaşıyordu , bir süre sonra hayvanları sürüden almaya gitti. Kalabalık dağıldı ve biz de geri döndük . Normal zamanlarda hepimiz evin farlı bir köşesine çekilirdik, bunun gibi önemli anlarda ise salonda toplanır, hiç olmadığı kadar yakınlaşır ve gelecek sevindirici bir haberi sabırsızlıkla beklerdik. Kardeşlerimin ne düşündüklerini belli etmeyen yabancı yüz ifadeleri beni olayın içine daha çok çekmişti. Bütün hissettiğimiz belirsizlikten kurtulma özlemiydi. Bir süre sonra duyduğumuz hayvan sesleriyle balkona çıktık. Koyunlar avluyu doldururken babam kulağında o küçük telefonla bize doğru geliyordu. "Buldunuz mu?" dedi . Telefondaki Hakkı amcaydı. Karşıdan olumlu bir cevap gelmiş olacak ki gergin yüzü sakinleşti, "Ha iyi çok şükür, tamam" deyip telefonu kapattı. “Bulmuşlar” dedi bu kelimeyi ağzında bir baklava dilimi gibi severek çiğnedi . Cebinden sigara paketini çıkarıp içinden özenle bir sigara aldı ve dudaklarına götürdü. Çakmağını aradı her iki yan cebinde. Çakmağın aleviyle yüzü aydınlanırken aniden şimşek çarpar gibi gözlerindeki ifade değişti, mimikleri kasıldı ve yüz hatları belirgin bir tereddüde teslim oldu. Bulmuşlar ama iyi mi, sağ mı? diye sormadım. Bu kez Hakkı amcayı arayamayacağı için, ona ne diyebilirdi ki , telefonda Mehmet amcamın ismini aramaya başladı. Az önce yaktığı sigara elinden düşmüştü. Koyunları avluda unutmuştuk. Annem ağılın kapısını açtı ve koyunlar hızlıca içeri girdiler. Mehmet amcam telefonu açtı. Babam, "Buldunuz mu ?" dedi yine, öncekinden çok daha umutsuz bir sesle. Hemen ardından yüzündeki tereddüt yerini derin bir üzüntüye bıraktı. Birkaç kısa cümleden sonra "Allah rahmet eylesin" dediğini duydum. Günler sonra kalp krizi geçirdiğini öğrendik. Kavurucu güneşten kopan gün Serinliğe kavuşmak için çırpınırken Bir hasret kapısı daha aralanır Yıldızlar hüzünle sıralanır Göğün matemiyle tanışır Herhangi bir haziran akşamında


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör