Kokuların Bilimi


“Burun dil ve gözlerden önce gider Sevmediyse burun Dil de kulak da göz de döner” Sanki direkt olarak beynimize açılıyormuş gibi burnumuz, etrafımızdaki kokulardan ancak ne kadar hoş ya da tiksindirici olduklarını anladığımızda haberdar oluruz. Oldukça kalıcı diye satın aldığımız parfümü kullanıp kendimizi dışarı attıktan sonra gün içinde bazı anlarda aniden ne kadar güzel koktuğumuzu fark edip bazen de üzerimizde parfüm olduğunu dahi unutabiliyoruz. Hatta eminim çoğumuz şu durumu yaşamıştır: sabah parfüm şişesini kafanızdan aşağı boca ettikten sonra günlük hayatınıza döndüğünüzde beklemediğiniz bir anda bir arkadaşınız parfümünüzün ne kadar güzel koktuğunu söyleyince burnunuz yerli yerinde olduğu halde üzerinizdeki parfüm kokusunu bir süredir hiç almadığınızı fark edersiniz. Peki nasıl olur da insan gün içinde bazı anlarda çevresindeki kokuları unuturken bazen tekrar koku alır hale gelir? Bilim buna Koku Körelmesi adını veriyor. Burnumuzun içinde havada serbest halde dolaşan çeşitli koku moleküllerini yakalayan alıcılar vardır. Tıpkı dilimizde bulunan ve yediğimiz yemeğin tadını almamıza yardımcı olan tat tomurcukları gibi kimyasal yollarla çalışan bu alıcılara kemoreseptörler veya duyu almaçları denir. Burnumuzun içinde tavana yakın yerde olan mukoza tabakasında yer alan bu alıcılar burnun içinden geçen havanın içindeki koku molekülleri tarafından uyarıldıklarında bunu sinirsel uyarıya çevirirler. Burun içindeki yolların kavisli olması nefes alma sırasında içe çekilen havanın burada ivme kazanmasına yol açar. Burun içinde yukarı kısımda yer alan ve koku bölgesi olarak adlandırılan mukoza alanına koku moleküllerinin ulaşması için havanın yeterince sirkülasyon ve hız kazanması gerektiğinden bu bir avantaj sayılır. Burun içinde mukoza alanına gelen koku moleküllerinin duyu almaçlarını uyarabilmesi için buradaki yağ ve suda çözünmeleri gerekir. Burada çözünmeyen kokular beyne ulaşamadığı için algılanmazlar. Burnumuzda mukoza alanına gelip yağda ve suda çözünebilen her kokuyu algılayabiliyor muyuz dersiniz? Sinir sistemimizde bir bilginin taşınabilmesi için gelen uyarının belli bir değerde olması gerekiyor. Buna eşik değeri deniliyor. Belli bir güçte olmayan yani eşik değeri geçemeyen uyarılar sinir sisteminde uyartı oluşturamayacağı için beyne iletilmezler. Bu da demek oluyor ki burnumuzda koku alanına gelen her koku molekülünü algılamayabiliriz. Bilim insanları yaptıkları araştırmalar sonucunda insan koku bölgesinde yaklaşık 10 milyon kadar reseptör nöron bulunduğunu keşfetmişlerdir. Her reseptör nöronda 1000 kadar birbirine benzer reseptör protein bulunduğu dolayısıyla 1000 kadar değişik reseptör nöron olduğu biliniyor. Bu reseptör moleküllerinden her biri farklı koku maddelerine hassastır. Yapılan çalışmalar insanın 10.000 değişik kokuyu ayırt edebilecek kapasitede olduğunu göstermiştir. Ne var ki asıl sorun bunları hafızadan geri getirebilmektir. Şarap ve parfüm konusunda eğitim almış koku konusunda uzman kişiler herkesten daha fazla koku ayırt edebildikleri için değil aldıkları kokuları hafızalarında iyi bir şekilde sınıflandırıp geri getirebildikleri için koku duyuları daha iyidir. Köpeklerin insana göre kokuya 10.000 kat daha fazla hassas oldukları bilinir ancak bunun sebebi insanlarda koku reseptörlerinin daha az hassas olması değil köpeklerde kokuyu algılayan daha fazla reseptörün olmasıdır. İnsandaki 10 milyon reseptöre karşılık köpeklerde 1 milyar reseptör bulunur. Koku sinyalleri sinir sistemi ile beyindeki hipokampüs ve koku kortexi gibi alanlara uğrar. Koku sinyallerinin beyinde uğradığı bu alanlar hafıza ile alakalı yapılardır. Bu nedenle kokunun hafıza oluşumuna katıldığı bilinir. Ancak kokuların hafıza oluşumuna katıldığı bilinse de bunu nasıl sağladıkları konusunda henüz elle tutulur bir açıklama yapılmamıştır. Ancak bunun için beyinde yer alan koku merkezinin hafızadan sorumlu hipokampüs gibi yapılara yakınlığı nedeniyle hafıza oluşumuna katıldığına dair görüşler var. Bütün duyular beyindeki kendi merkezine gitmek için talamustan geçmek zorundayken koku sinirlerinde taşınan bilgiler talamusa uğramadan doğrudan beyne ulaşır. Cinsel Çekimde Kokular Yeryüzündeki çoğu canlı arasında kokular bir iletişim aracı olarak kullanılır. Hem hayvanlar hem de bitkiler kokulara farkında olmadan kendileri veya anlık durumları hakkında bir sürü bilgi katarlar. Bu da canlılar arasında çiftleşme zamanı geldiğinde uyarıcı etki oluşmasına ve karşı cinslerin üremek üzere birbirlerine çekilmelerine sebep olur. Isaac Newton tarafından keşfedilen doğada bulunan yer çekimi, kütle çekimi veya elektromanyetik kuvvet gibi fiziksel kuvvetlerin benzeri canlıları etkileyen şeyler arasında arayabilirsek şayet koku moleküllerinin üreme gereksinimi için karşı cinleri bir araya getirmesi açlık, susuzluk gibi kuvvetlerden sonra gelen en önemli kuvvet olabilir. Doğada canlıları üreme zamanının geldiği hakkında uyaran ve belirli dönemlere has bir şekilde çiftleşme eylemini düzenleyen kokular vardır. Bilim adamları doğada dişi canlıdan havaya salınan ve çiftleşme zamanının geldiğini potansiyel üreyebilecek erkeklere haber veren bu koku moleküllerine feromon adını verir. Kimyasal haberciler anlamında kullanılan feromonlar sadece koku formuyla sınırlı olmasa da kokular içlerinde önemli bir yer tutmaktadır. Feromon adı verilen kokular sadece canlılar için üreme konusunda kullanılmaz. Tür içi etki gösterirler ve sıcaklık, nem, rüzgar gibi fiziksel etmenlerle etkileri artabilir veya azalabilir feromonların. İlk başlarda bu tür kokular canlılar arasında uyarıcılık bakımından hormonlarla eş değer düşünülse de hormonlardan farklı olarak vücut dışından salınmaları feromonları farklı değerlendirmeye neden olmuştur. Balıklar için yapılan çalışmalarda üreme, göç, alarm ve uyarı ve sosyal feromonlar keşfedilmiştir. Doğa şartlarında canlılar için sosyalliği gösteren grup oluşturma, iş paylaşımı, beraber hareket etme gibi davranışlar çoğu türde feromonlarla yapılmaktadır. Her ne kadar çok daha önce bir tarihte feromonlara dair gözlemlerden bahsedilmiş olsa da 1959 yılında ipek böcekleri üzerinde yapılan bir çalışma ile ilk feromon keşfedilmiştir. Bir Alman araştırma ekibi yaklaşık 500.000 dişi ipeğin karnındaki bezleri aldıktan sonra ilginç bir madde bulmuştur. B maddenin çok küçük bir miktarının bile erkek ipek böceklerini yüksek oranda uyardığı görülmüştür. Çalışmada maddeden yayılan koku ile erkek ipek böceklerinin dişileri cezbedebilmek için özel bir dansa başladıkları görülmüştür. Araştırma bulgularına göre dişi ipek böceğinin kesesinde bulunan feromonun hepsi salındığı zaman dişi birey birçok erkek ipek böceğini yanına çekebilir. Peki acaba insanlarda da kadın ve erkek arasında birtakım bilgiler taşıyan koku moleküllerinden bahsedilebilir mi, öyleyse neden bunları fark edemiyoruz? Evet, tıpkı diğer canlılarda olduğu gibi insanlarda da belli vücut alanlarından salınıp karşı cinsi harekete geçiren, cezbeden kokular vardır. Sterling Üniversitesi’nde yapılan bir çalışmaya göre “erkeğin vücut kokusu kadın üzerinde güçlü ve uzun süren bir etki yaratır. Olası partner adayı olan erkeklerden yayılan vücut kokusu kadınlarda rahatlatıcı etki yaparak huzur ve güven duygusu oluşturur.” Bu durum insan türü için tek eşliliği destekleyen bir faktör olabilir. Erkekler için bir bulgu olmasa da bu araştırmada kadınların çiftleşme adayı olarak gördükleri erkeklerin kokusu ile daha huzurlu ve güvende hissetmesi kadının erkeğiyle olan bağını güçlendirir bir etmendir. Kadının odağının bu şekilde çelinmesi doğal şartlarda dışa karşı yani diğer erkeklere karşı kapanmasına da neden olabilir ki bu da tek eşliliği bir başka açıdan destekler. Proceding of The Royal Society Biological Science’ta yayınlanan bir çalışmada ise kadınların koltuk altlarından alınan kokuların bir grup erkeğe koklatıldıktan sonra erkeklerden bu kokuları puanlamaları istenmiştir. Araştırma sonucunda “estradiol ve progesteron adındaki cinsiyet hormonlarının miktarının kadının cazibesinde rol oynadığı belirtilmiştir. Çalışmaya göre bir kadının estradiol miktarı ne kadar yüksek ve progesteron miktarı ne kadar düşükse vücudundan yayılan koku erkekleri o kadar fazla etkiliyor ve cezbediyor. İnsan vücudunda yumurtalıklar, göğüsler ve adrenal bezlerde üretilen bir hormon olan estradiolun vücut içindeki seviyesi yaşa ve cinsiyete göre göre değişmektedir. Hem erkeklerde hem de kadınlarda bulunan estradiol hormonu kadınlarda doğurganlık dönemlerinde oldukça yüksek seviyelere çıkar. Menopozdan sonra ise neredeyse sıfır seviyelerine iner. Progesteron hormonu ise hem erkekte hem de kadında bulunan ama genel itibariyle kadınlık hormonu olarak bilinen hormondur. Progesteron hormonu hamilelik sürecini yönetir, hamilelik olmaması halinde vücuttaki seviyesi düşer. Estradiol hormonu kadınları daha doğurgan bir hale getirirken progesteron estradiol işe yarayıp bir erkeği cezbetmesi ve yumurtanın döllenmesinden sonra devreye girer araştırmaya göre estradiol miktarı yüksek, progesteron miktarı düşük kadınların daha çekici gelmesinin altındaki açıklama bu şekildedir. 10 Mart 2014’te BBC’nin yaptığı bir habere göre kokular kanser hastalığının teşhisinde kullanılabilir. Kanserleşmiş hücrelerden yayılan bariz bir kötü koku olduğu keşfedildikten sonra bunun makinelerce analizi yaptırılıp önceden tanınabilir kılınması üzerinde düşünülmüş. Haberde yer aldığına göre eşi prostat kanseri olduktan sonra çürük yumurta kokusuna benzer bir koku aldığını ve eşi iyileştikten sonra bu kokuyu alamadığını ifade eden bir kadın daha sonraları tekrar bu şekilde koku almaya başladığını ve bu sefer de kendisinde akciğer kanseri teşhis edildiğini anlatıyor. Kokularla ilgili bilinenler bunlarla sınırlı değildir. Kadınlarda koku alma duyusunun erkeklerden daha fazla gelişmiş olduğu bilinirken erkeklerin de eş seçiminde dış görünüşten daha çok vücut kokusuna önem verdiği bilinir. Normal bir insanda koku duyusu yaşamın sonuna kadar devam ederken bazı insanlarda veya bazı durumlarda koku duyusunun kaybı yaşanabilir. Bu duruma anosmi adı verilir. Anosmi durumunda koku duyusu kalıcı veya geçici olarak kaybolur. Bu durum çevresel kaynaklı olabileceği gibi nadir de olsa konjenital (doğumsal) olabiliyor. Anosmi yani koku duyusunun kaybı çok önemli rahatsızlıkların belirtisi olabilir. Örneğin yapılan çalışmalar anosminin alzhemer, parkinson gibi nörodejeneretif hastalıkların habercisi olduğunu ortaya koymuştur. Bunun gibi bir diğer çalışmada ise doğuştan gelen koku kaybının üreme organlarının gelişimini engelleyebildiğine dair veriler elde edilmiştir. Çalışmaya göre hamileliğin ikinci haftasında beyindeki Koku Soğancığının meydana geleceği bölgedeki hücrelerle çalışan KAL-1 Geni Anosmin adı verilen bir proteinin sentezlenmesinden sorumludur. Bu protein ise buradaki hücreleri birbirine yapıştırmaktan sorumludur. Anosmin Koku Soğancığı’ndan beyne doğru uzanan sinirleri beyindeki sinirlere bağlar. Bu durumda KAL-1 geninin çalışmaması anosminin üretilememesine neden olup anosmin üretilemediği taktirde ise Koku Soğancığı ile beyindeki hücreler birbirlerine bağlanamaz. Cinsel gelişimin ilk başladığı bölge de Koku Soğancığına yakın bir yerdedir. Burada başlayan cinsel gelişim daha sonra anosminin beyne doğru birbirine bağladığı sinirlerin oluşturduğu yoldan beyne ulaşıp burada devam eder. Ancak eğer KAL-1 Geni yokluğunda anosmin üretilemezse cinsel gelişimin beyinde olan bölümü sağlanamaz ve sonuçta penis ve testis küçüklüğü meydana gelir. Kokuların Psikolojik Etkileri ve Pazarlamada Kullanımları Kokuların insanlar için bir başka önemi yakın zamanda psikolojik tedavide kullanılmalarıdır. Bazı kokuların insanlar üzerinde sakinleştirici etki yapması ve stres düzeyini azaltması iyileştirici etki yapabiliyor. Araştırmalar yakın zamanda reçetelerimizde kokuları görmenin olası olduğunu kokuların tek başına tedavide kullanılabileceğini gösteriyor. İlaçlar gibi yan etkileri olmadığı ve insanlar üzerinde yatıştırıcı etkileri olduğu düşünüldüğü taktirde bu gayet de mümkün olabilir. Alışveriş yapmak dışında sırf zaman geçirmek alışveriş merkezlerine gitmek veya kafe ve restoranlarda zaman geçirmek isteğiniz de bir şekilde kokulara bağlı olabilir. Pazarlamacılar müşterileri mekanlarında daha uzun süre tutabilmek bu sayede ürünlerle daha fazla ilgilenebilmelerini sağlamak için çeşitli kokulardan faydalanıyorlar. Bu yüzden bilinçaltınızda yer etmiş alışveriş merkezlerine gittiğiniz zaman içinizden ne kadar hoş bir ortam diye geçiriyorsanız ortamdaki kokulara dikkat edin mutlaka. Araştırmalar iş yerlerinde lavanta kokusu kullanıldığında satışların düştüğünü göstermiştir. Bunun yanında elektronik araç gereçlerden tutun ayakkabıya birçok üründe kullanılan satışlarda hatırı sayılır oranda artışa neden oluyor. Kokularla İlgili Haberler 02.10.2017’de Smartcon İstanbul Zirvesi’nde Daniel Quercia ve ekibi bugüne kadar görülmemiş bir şey yaptıklarından bahsetti. Bugün bir yerden bir yere giderken kullandığımız telefonlarımızda yer alan haritalara benzer şekilde şehirlerin koku haritalarını çıkardıklarını söyledi. Hürriyet Gazetesi’nin verdiği haberde Zirve Smartcon 2017’de konuşan Nokia Bell Labs araştırma takımı yöneticisi Daniel Quercia yaptıkları “Good City Life” projesiyle şehirlerde kokuların haritalarını çıkardıklarını bu sayede kokuların insanların nerede yaşayacağı gibi duygusal kararları ne ölçüde etkilediğini öğrenebileceklerini ifade etti. 2017’de yapılan bu çalışma ile hangi şehri iyi veya kötü olarak belirlediğimizi hangi mahall, sokakta yaşayabileceğimizi ne ölçüde kokulara belirlediğimiz ortaya konmak istenmiştir. Geçtiğimiz yıllarda ise Koku Kültürü Derneği’nin gazetelere verdiği röportajda koku uzmanlığının artık meslek olarak kabul edildiği bilgisi paylaşılmıştır. Habere göre bu gelişme ile koku uzmanları kozmetik alanında birçok konuda çalışabilecekler hatta iyi bir eğitimle parfümör dahi olabilecekler.



0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör