Kokuların Tarihi


Kokular… kokular hakkında ne biliyoruz? Hayatın bilimin elinin değdiği birçok tarafı aydınlanmış kabul edilirken ya da aydınlanmaya yakınken kokular konusunda halen daha ilk çağlardaki kadar ilkel olduğumuz söylenebilir. İnsanlık tarihinin bazı dönemlerinde bu gizemli duyuyu ve kokuları araştıran, bunun üzerine yazan çizenler olmuştur ancak kokular günümüze kadar gizemlerini korumaya devam etmişlerdir. Bu nedenle kokular insanlar için bir fayda, bir güzellik olmaktan öteye geçememiştir. Bunun en büyük sebebi gazların özelliklerinin ancak çok sonralar keşfedilmesi ve koku moleküllerinin gaz formunda olması olabilir. Aynı zamanda gözle görülmeyen şeyler hakkındaki insansı tutumumuz bu konularda araştırmanın, bilmenin hep ertelenmesine neden olmuştur. Kokuların insanlarca bilindiği en eski tarihlere gittiğimizde bugün olduğu gibi gizemlerini korudukları ve tanrısal gücü, ilahi olanı açığa çıkarmak için kullanıldıklarını görürüz. Bu durumu şöyle hayal edebilirsiniz: çember bir temelde, taşlar ve kerpiçten yükselen bir tapınakta siyah elbiseler giymiş muhtemelen içimizden birilerinin atalarına dini anlatan ve onları tanrının dediklerini yapmaya çağıran birinin elinde yanan bitkilerden etrafa saçılan hoş kokular oradakiler üzerinde huzur ve sessizlik etkisi yaratıyor. m.ö. 4000 yılından beridir insanlarca kullanıldığı bilinir kokuların. İlk defa Sümerler tarafından geliştirilmiştir. Dünyada ilk defa damıtma ve ekstraksiyon tekniklerini geliştiren medeniyet olan Sümerler bu yöntemleri güzel kokulu bitkilerden parfümün temel maddesi sayılabilecek yağı elde etmede kullanmışlardır. Tarihteki kullanımlarına bakıldığında gösteriş ve şatafatın hakim olduğu yıllarda yüksek tabakadan insanlarca bir lüks göstergesi olarak kullanmıştır kokular. Şamanizm’de dinsel ayinlerde çeşitli otların yakılmasından elde edilen duman ve bu koku ile psişik yetenekler açığa çıkarılmaya çalışılır bu nedenle tütsü yakmak dinsel ayinlerde önemli bir yer tutardı. Uzak Doğu kültüründe tütsüler ve kokular genellikle ruhsal olarak arınma ve temizlenmek için yapılırdı. Kitab-ı Mukaddes’de “attar işi mukaddes Mesih yağını” ilk kez Betsalel (Bezalel)’in yaptığından bahsedilir ve attarlık hakkında mukaddes olduğu söylenir. İslamiyet’de ise güzel koku sürünmek peygamberin iyi huyları arasında sayılır. İslam peygamberi Hz. Muhammed’in “Bana sizin dünyanızdan üç şey sevdirildi; kadın, güzel koku ve gözümün nuru namaz” şeklinde bir hadisi olup burada da kokuların önemine vurgu yapılmaktadır. Mısır’da başlarda Amon tapınaklarında tanrılar için yapılan dini ayinlerde kullanılan kokular daha sonralarda insanların ihtiyacına göre güzel kokmak için ve kozmetik amaçlı kullanılmaya başlanmıştır. Özellikle de mumyalama yapılırken ölümsüzlük ve bedenin tekrar hayat bulacağı inancıyla kokular ve tütsüler kullanılmıştır. Antik Mısır esans yapımı konusunda önemli bir yer olup burada üretilen kokular İskenderiye Limanı üzerinden diğer ülkelere ihraç edilirdi. Antik Yunan’da ise Mısır’da üretilen parfümlere benzer şekilde bileşenler içeren parfümler olduğu ilk botanikçilerden olan Theophrasus’un verdiği bilgilerde yer alıyor. Antik çağda Arap Yarımadası kokular bakımından önemli bir yer tutmaktaydı. Buranın koku üretiminde kullanılan maddelerin çıkarıldığı merkezi bir yer olduğu bilinir. Heredot “tütsü, mür, casia, tarçın ve laden çıkaran tek ülkedir” der Arap Yarımadası hakkında. Zamanla dünya yüzeyinde yapılan seferler ve istilalar sonucu farklı milletlerin koku kültürleri birbirinden etkilenmiş ve zenginleşmiştir. Anadolu’nun Persler tarafından istila edilmesi ve İskender’in Doğu seferi ile Yunan parfümcülüğü Hindistan, Babil ve Mısır parfümcülüğünden etkilenmiştir. Osmanlı dönemine gelindiğinde hakim olan din, İslamiyet, nedeniyle saraylarda güzel koku sürünmek önemli bir gelenek olmuştur. 11.yüzyılda İbn-i Sina damıtma yoluyla gülden gül suyu ve essentiol oil (eterik yağ) denilen koku verici maddeyi elde etmiştir. Emsallerinden çok daha narin olan gül suyu çok çabuk popüler olmuştur. Bu dönemde imbik kullanılarak gül yağından elde edilen koku suya geçiriliyordu. Son durumda ortaya çıkan gül kokulu su “gül suyu” ya da “gülab” olarak adlandırılıyordu. 14.yüzyılda Macar Kraliçesi Elisabeth Von Ungar’e ithafen yapılan ve Macar Suyu adı verilen parfüm ilk alkol temelli parfüm olmuştur. öYazılanlara göre muhteşem güzelliğiyle tanınan Elisabeth 72 yaşındayken 25 yaşındaki Polonya kralından evlilik teklifi alır. Ve yine söylenenlere göre Elisabeth’in bu güzelliğinin kaynağını Macar Suyu olarak bilinen parfüm oluşturur. Dünya üzerinde halen daha üretilen Macar Suyu’nun içeriğinde ne var peki? 1 limon veya portakal 235 ml portakal çiçeği 1 kaşık gliserin 235 ml vodka ½ çay kaşığı uçucu limon yağı 2 çay kaşığı uçucu bergamot yağı 1/8 çay kaşığı uçucu biberiye yağı 2 çorba kaşığı taze nane Yine aynı dönemlerde dünyanın bir başka yerinde öncelikle hoş kokulu çiçeklerin ekimi yapılmış daha sonra da gelişen sanayi ile parfüm üretimi sanayisi oluşmuş ve bu alanda hızla gelişmeler yaşanmıştır. Bu sürecin kahramanı olan Fransa Avrupa’da parfüm üretiminin merkezi olmuştur. 16.yüzyılda İtalya’da Rönesans etkisi ile parfüm yapımı gelişmeye başladı. İtalyan Catherine de Medici Fransa Kralı Ⅱ. Henry ile evlenmek üzere İtalya’dan Fransa’ya gelmiş Rene le Florentin adlı kişisel parfüm satıcısı ile Fransa’nın Grasse bölgesinde Florentin araştırma laboratuvarı kurmuş ve gizlice buradan kendi evine bağlantı yapmıştır. 19.yüzyıla kadar insanlar koku ihtiyaçlarını bitki ve çiçeklerden elde etmişken 1806 yılına gelindiğinde parfümeride modern zamana geçmek için gereken şartlar sağlanmış oldu. Jean Maria Farina tarafından kolonyayı üretilmiştir. Daha sonra bu koku Köln Tıp Fakültesi’nce tıbbi ürün olarak onaylamış ve kolonya Avrupa’da yaygınlaşmıştır. Üretildiği ilk yıllarda tıbbi ürün olarak onaylanan kolonya sindirim sistemi rahatsızlıklarında şeker üzerine damlatılarak alınıyor veya şaraba katılıyordu. Kolonyanın içinde alkol olması ona antiseptik özellik verdiği için yaraları temizlemede de kullanılıyordu. Bu şekilde uzunca bir zaman tıbbi amaçla kullanılan kolonya daha sonralarda tuvalet amacıyla kullanılmaya başlanır. Kolonya: Kolonya Almanya kaynaklı olup formülü 1818 yılında patent almıştır. Peki formülü neydi? Alkol su bazının neroli, bergamot, biberiye ve limondan oluşan uçucu yağlar ile kokulandırılmasından ibaretti. Alkol ciltten hızla uzaklaşırken geride hoş bir limon kokusu kalıyordu. İçeriği şöyle: 235 ml vodka 12 damla bergamot uçucu yağı 18 damla limon uçucu yağı 20 damla uçucu turunç yaprağı yağı 4 damla neroli 4 damla biberiye 2 çorba kaşığı portakal hidrolatı Türkiye’de ise 19.yüzyılda Isparta’da gül yağ ile uçucu yağ üretimine başlanmıştır. 1985 yılında Patrick Süskind’in yazdığı bir roman yayınlandı. Roman çok geçmeden, iki sene sonra, Türkçeye de çevrildi. Romanda anlatılan olaylar 18.yüzyılda Fransa’da geçiyordu. Yayınlanmasının üzerinden çok geçmeden roman yazarını tüm dünyaya tanıtacak bir başarı elde etti. Bu roman 2006 yılında Alman yönetmen Tom Tykwer tarafından koku: bir katilin hikayesi (adıyla sinemaya da uyarlanan Koku romanıydı. Romanın kahramanı kokulara karşı görülmemiş şekilde hassas olup başka insani duygu ve zevklerle ilgilenmez. Paris’in pis bir ortam olarak sergilendiği filmde kahramanımız koku konusundaki yeteneğini anladıktan sonra bir koku dükkanında işe başlar. Zamanla o zamanın parfüm üretme aletlerini kullanarak birçok şeyin kokusunu elde etmeyi başarır ancak bir süre sonra kendi kokusu olmadığını fark eder. Kahramanımız için kendi kokusunun olmadığını anlaması ve insanın kokusunu elde etme çabası filmin sonlarına doğru bir trajedi yaratır.


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör