Odamdaki Fare


-Silkinmek vardı şimdi kemikleşmiş fikirlerden, gölge olur dökülürdü eteklerimden, duman olur çıkardı tepemden. Belki de içimde beslediğim o kötü cinleri kovmanın zamanıydı, bilmiyorum.-

Odamın pencereleri açık. Gökyüzü kızarmaya başladı, güneş ha battı ha batacak. Kırmızı ışık dövdükçe duvarları, aynaları; kırılır bütün bu leke ve saf kirlilik. Gökyüzü fazla kızarmış olmalı ki sonunda kömür oldu. Odamın havası değişti, aydınlık, bakire gecenin huzuru var içimde artık. 20 metre karelik bir alan içinde kendini boşluğa bırakmanın heyecanıyla, penceremin gökyüzüne açılan durağında sadece ben bekliyorum o son treni. Ne müthiş bir duygu. İnancımı coşkuyla besliyorum artık. Kimse mutluluğunuzun, hayallerinizin mahremiyetine dokunmuyorsa, yalnız kalmak yükseklere çıkarır sizi. Yıldızların semasına, aşkın semasına, anlamın ve yaşamın semasına… Huzurum tekeldir bundan sonra. Gönül rahatlığıyla masamın başına geçebilirim artık, kalemlerim, taze kokan saman kâğıtlarım beni bekliyorlar. Aşkın geceye güzellemeler yapmamı bekliyorlar, âşıkane sözlerle ruhumun derinliklerine kurşun lekeleri bırakmak için. Oysaki varoluş, dayanılmaz hafif ve bir kurşun kadar ağır. Böyle bir ağırlığı kiminle paylaşabilir insan? Ama ben yalnızlığımla gurur duyarken, küçük bir dostumun beni nasıl kandırdığını sonradan öğrendim. Ayaklarım çıplak, tüy gibi bir hafiflik hissediyorum tenimde, irkildim, ani bir refleksle ayağa kalktım. Masayı devirdim. Kalemlerim, güzellemeler saçtığım saman kâğıtlarım, gecemin huzuru etrafa dağıldı. Bu talihsizliğe anlam veremedim. Sonra toplamaya başladım etrafı ama kalemlerimden birini kaybettim. Ertesi gün 19. yüzyıldan kalma kanepemin altında buldum kalemimi. Küçük dostum aşırmış meğer işte o gün göz göze geldik. Her gün dünyanın diğer ucuna kadar uzanan bir delikten bana bakıyormuş. Sabah benimle uyanıyor geceleri benimle uyuyor. Siyah postu, kırmızı gözleri ve dik kuyruğu âdeta büyülemişti beni. O kadar uzun süre burada olmalı ki korkmuyordu benden. Cesaretine hayran kalmıştım. İlk karşılaşmalarımızda birbirimize karşı mesafeli olsak da zamanla birbirimize alıştık, ailemize yeni katılan başka küçük dostlarımız da oldu. Çocuğum yoktu ama bir baba gibi hissediyordum. Ve öyle çok alışmıştım ki ona, gelmediği günlerin huzuru yoktu artık. Usturuplu günlerim bozuluyor penceremden hayır hayır penceremizden gökyüzünü izlemek bile keyif vermiyordu artık. Çünkü o yalnızlığımın mahremiydi, ilham sağıyordum memelerinden, içiyordum. -Şekeri nasıl da severdi. Akşamdan bırakırdım masanın üzerine, sekiz köşeli beyaz bir dünyayı. İştahla tüketirdi hepsini. Beni de acıktırırdı oysa.- Ancak küçük dostumun bir kusuru vardı ki doymazdı, sürekli acıkırdı, yerinde de rahat durmazdı pek. Keza bizim sınırlarımız belirlenmişti ama o sınırlarımızı tereddüt etmeden ihlal edebiliyordu. Onun için çok korkuyorum. Bir sabah annem, onu yine bir şeyleri aşırırken yakalamıştı. Ne var ki küçük dostum kaçabilmişti. Kurtarabilmişti kendini. Kaldı ki annem evdeki herkesi örgütlemekle kalmadı, küçük dostum için vur emri bile çıkarmıştı, sırrımızın açığa çıkması yetmiyormuş gibi. Her şeyi artık anlatmak zorundaydım, ya barış imzalayacaktık ya da küçük dostumu sonsuza kadar kaybedecektim. Buna izin veremezdim, kuyruklu arkadaşım, dert kemirgenim… Annemin yanına gittim, her şeyi başından sonuna kadar anlatmak zorunda kaldım. Ona zarar vermemesi için ikna etmeye çalıştım. Ama beni dinlemedi bile, biraz daha zorlasaydım bana ait olan her şeyi küçük dostuma miras bırakmama az kalmıştı. Okkalı tokatları suratımda belirmeye yakındı annemin. Fikrini değiştirmeyecekti, kararlılığını gözlerinden okuyabiliyordum. Ve artık dostumun hayatı benim ellerimdeydi. Hemen bir plan yapmak zorundaydım. Aklıma güzel bir fikir gelmişti şimdiden; böyle bir tehdide karşı elimizde büyük bir koz vardı, ‘yakalanmamak’. Geceden planımı yapmaya başladım. Küçük dostum sınırı geçmemeliydi nihayetinde. Odanın kapısını her vakit kapalı tutmalıydım, ne küçük dostum çıkabilecekti ne de onun minik yavruları, dışarısı hepsi için tehlike demekti. Annemin tapınak şövalyeleri her yerde onu arıyordu. Bakamayacakları tek yer burasıydı. Şimdilik rahat bir nefes alabiliriz. -Uyku tutmamıştı, ruhumun şifacısını tehdit etmişlerdi. Beni rahatsız eden kötü düşünceler karabasan gibi esir almıştı aklımı. Korku, bende vücut bulmuştu adeta. Beni kim dinleyebilir ki küçük dostumdan başka, sancılarıma kim ilaç olabilirdi ondan başka.- Saat kaç oldu küçük dostum, doğru ya sen nereden bileceksin. Zaman ve saat kavramlarından haberin bile yoktur şimdi. Belki de hep yaşayacağını düşünüyorsun. Haksız sayılmazsın küçük dostum, hiçbir zaman ölmeyiz aslında, sadece başka vücutlarda hayat bulmak üzere yaşlanıyoruz. Reenkarnasyon nedir peki, bilir misin küçük dostum? Sen öldüğünde ruhun bedenime yerleşir mi? Ruhunu bana emanet eder misin? Ya benim ruhumu kabul eder misin küçük dostum? Sen olmadan şiir yazmak ne kadar zor biliyor musun şiirlerin sağcısı? Ben de kuyruk istiyorum biliyor musun, kuyruğu dik kesmek vardı şimdi, isyan ederdim dört duvara kör pencereye. Olaylı günden sonra ikimiz de rahat edemedik, en azından ben farkındaydım bazı şeylerin. Küçük dostum diken üzerinde yaşadığını bilmiyor olabilir ama ben biliyordum. Ayağımıza batacak her bir diken bizi gittikçe daha çok yoracak hayat enerjimizden götürecekti. Şans o günden sonra yüzümüze gülmedi zaten. Dışarı çıktım, okumak istediğim bir kitabın siparişini vermiştim. Kitabımı üç gün sonra getirdiler. Ve öyle şansızdım ki bu konuda, açık adres veremediğim bir yerde yaşıyordum. Bu sebeple sadece onların aramasını bekliyordum, sadece bu şekilde alabilirdim kitabı. Küçük dostum için endişeleniyordum aynı zamanda, nasıl dışarı çıkabilirdim ki? Odama biraz göz gezdirdim küçük dostum ortalıkta görünmüyordu, deliğine çekilmiş olmalıydı. Ben de bu fırsattan hemen yararlanmaya karar verdim. Hemen giyinip dışarı çıktım ama ne olur ne olmaz diye kapıyı kilitlemeyi unutmadım. Kitabımı almıştım sonunda, küçük dostuma sürpriz yapacaktım. Heyecan içinde eve koştum, merak etmiştir beni şimdi. Yetişmeliydim yoksa her an her şey olabilirdi. Nihayetinde eve varmıştım, nefes nefese kalmıştım; şu sigara mahvediyor insanı, tükettikçe tüketiyor seni. Soğuktan ellerim o kadar üşümüştü ki kapıyı zor açabildim. Titreye titreye eve girdim. En azından evin içi sıcaktı biraz kendime gelebilmiştim. Neyse dedim odama geçeyim arkadaşım beni bekliyor sonuçta. Kapıya vardığımda bedenime bir ağırlık çöktü ki hareket edemiyordum. İçim parçalanmıştı. Kapının açık olduğunu görünce yarı bilinçsiz bir halde içeri girdim. Çaresizdim, elimden hiçbir şey gelmiyordu her taraf dağılmıştı. Küçük dostumu o gün sonsuza kadar kaybettiğimi anladım ancak bunu bir türlü kabullenemiyordum. Belki diyordum; bir yerlere saklanmıştır, benimle oyun oynuyordur belki. Neredesin küçük dostum? Anladım küçük dostum, anladım. İnsanlar ve fareler bir arada yaşamamalı, aşk öldürür dostum bu aşk her fareyi öldürür. Lennie de fazla sevgiden öldürmedi mi faresini. Hem bak sana ne getirdim; Fareler ve İnsanlar… Seni yalnız bıraktım küçük dostum, özür dilerim! Derinlerden bir fısıltı kulağımda İçimden geçiyor zaman Bazen bir baba gibi hissediyorum Ne evliyim ne de çocuğum var oysa Bir bütün sarmış beni Tütün tadında bir acı dilimin ucunda İçimden geçiyor zaman Ölüme varan bir sancakta Aklım uyumsuz çalışır Durur öyle arada bir Bazen çıplak bir maymun Bazen de tesettürlü bir erkek, Düşünürüm kendimi Pek de kaygılıyım şu saatlerde Aklım durur pek ala Ben değil ayaklarım götürür beni Nereye varıyorum bilmiyorum Bakire bir gecenin koynunda Fikr-i lisan eder dururum Aklım intihar saatlerinde Şuraya son bir hikâye yazmalı Hiç olmayan birinin hikâyesi Şunu demeli; Biri vardı ismi hiçlik duvarında asılı Ne bir geçmişi vardı ne de bir geleceği Şimdiki zamanın insanıydı o Karşıtları vardı çelişkileri, uyumsuzlukları Kaygının çağrısını duyardı şu saatlerde Fikr-i lisan ederdi Aklı intihar saatlerinde O şimdinin insanıydı Şimdi doğdu Şimdi büyüdü Şimdi ödü


3 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör