Sesimi Duyan Var Mı


30 Ekim Cuma. Saat 14:51… Önce hafif bir sarsıntı, sonra neden bitmiyor endişesi ve süre uzadıkça korkuyla kaçış… Daha ne olup bittiğini anlayamadan kendini sağ salim sokakta bulan şanslı kişilerden biriydik. Gördüğümüz kalabalık, korkuyu daha da artırsa da henüz neler olup bittiğini tam idrak edebilmiş değildik. Kendi canımızın derdine düşmeden hemen telefonlara sarıldık. Ulaşabildiğimiz herkese ulaşıp iyi olup olmadığını sorduk. Sonra telefonlar kesildi. Büyük bir endişeyle tekrar tekrar denedik iyi haberler almayı. Etraf toz duman, büyük bir uğultu yayılmış sokaklara. Alabildiysek yalnız telefonu alabilmişiz elimize, başka da hiçbir şeyimiz yok. Önce çıktığımız binaya ardından etrafa baktık her şey yerli yerinde mi diye. Yollara dökülen taşlar, kırılan camlar bize her şeyin hissedilenden daha korkutucu olacağını gösteriyordu. Gazeteci olan bizdik, birileri bizden neler olup bittiğini anlatmamızı bekliyordu ama aynı duyguyu o an biz de yaşadık. Neler oluyordu? Ne olacaktı? Ne yapmalıydık? Nereye gitmeliydik? Önce ailelerimize ulaştık. Şükür ki herkes iyiydi. Mal canın yongası derler ya, aklımız bir yandan da evimizdeydi. Acaba yerinde mi, içine girebilecek miyiz diye istemeden de olsa hep bunları düşündük. Tabii telefonlar susmuyordu. Bizden haber almak isteyenler, sesini duyduklarımız, “iyiyim” kelimesi içimize su serpiyordu. Tam bu esnada kötü haberler de arka arkaya gelmeye başladı. Binalar yıkılıyordu. Göçük diyorlardı. Enkazda insanlar var diyorlardı. “Allah’ım sen koru” diyerek dualar ediyorduk içimizden. Kalabalıklar, eve giremeyen insanlar, siren sesleri, helikopter uçuşları… Aklımıza hep Gölcük, Van, Elazığ depremleri geliyordu. Sosyal medyaya düşen görüntülerden sonra zaman geçtikçe kötü haberler daha da büyüdü. Bornova bölgesi iyi değildi. Ambulanslar, itfaiyeler, AFAD, Kızılay… Tüm İzmir oradaydı ya da orada olmak istiyordu. Önce ailelerimize ulaştık. Şükür ki herkes iyiydi. Mal canın yongası derler ya, aklımız bir yandan da evimizdeydi. Acaba yerinde mi, içine girebilecek miyiz diye istemeden de olsa hep bunları düşündük. Tabii telefonlar susmuyordu. Bizden haber almak isteyenler, sesini duyduklarımız, “iyiyim” kelimesi içimize su serpiyordu. Tam bu esnada kötü haberler de arka arkaya gelmeye başladı. Binalar yıkılıyordu. Göçük diyorlardı. Enkazda insanlar var diyorlardı. “Allah’ım sen koru” diyerek dualar ediyorduk içimizden. Kalabalıklar, eve giremeyen insanlar, siren sesleri, helikopter uçuşları… Aklımıza hep Gölcük, Van, Elazığ depremleri geliyordu. Sosyal medyaya düşen görüntülerden sonra zaman geçtikçe kötü haberler daha da büyüdü. Bornova bölgesi iyi değildi. Ambulanslar, itfaiyeler, AFAD, Kızılay… Tüm İzmir oradaydı ya da orada olmak istiyordu. Rıza Bey Apartmanı. Kim unutacak bu ismi. Kaç cana mezar oldu, bu beton yığını. İnsanların yuva dediği yerin mezara dönüşeceği kimin aklına gelirdi? Barış Sitesi… Doğanlar Apartmanı… Emrah Apartmanı… Yılmaz Erbek Apartmanı… Yağcıoğlu Apartmanı… Karagül Apartmanı… Aklımız, kalbimiz, dualarımız hep buradaydı. Saatler geçti. Enkazdan sağ salim kurtulanlar bize mutluluk veriyordu ama cansız bedenlere ulaşıldıkça korkumuz büyüyordu. Saatler geçti. Evlerimize dönmeye başladık. Saatler geçti. Bazen iyi bazen kötü haberler geldi. Saatler geçti. Umudumuz geçmedi. Siyasiler bir bir deprem bölgesine gitti. Önce İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, ardından belediye başkanları, milletvekilleri, bakanlar, parti liderleri, Cumhurbaşkanı. Herkes oradaydı. Depremin İzmir Seferihisar merkezli 6.6 büyüklüğünde olduğu söylendi. Ancak kimse bu sayıya inanmadı. Sonra 6.9 dediler. Depremi yaşayan herkes bundan fazlası olduğunu biliyordu. Yunanistan merkezinden 24 kilometre uzakta 7.0 büyüklüğünde deprem olduğu yazıyordu Google’da. Depremin büyüklüğü kaç olursa olsun. Biz bugüne kadar en kötüsünü yaşadığımızı biliyorduk. İzmir merkezli depremde, Ege Bölgesi’ndeki tüm iller başta olmak üzere, İstanbul, Yalova, Bilecik gibi iller de depremden etkilendi. Tüm Türkiye korkuyordu aslında. Deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak, neredeyse her yıl büyük bir depreme şahit olan bir ülke olarak ve nedense tüm bunlar bilindiği halde hiçbir önlemin alınmadığı bir ülke olarak herkes korku içinde bekliyordu. “Bu deprem İstanbul depremini etkiler mi” haberleri çıkmaya başladı, daha acımız tazeyken. Herkes İstanbul depreminden korkuyordu ama biz İzmir olarak ölüyorduk 30 Ekim günü. İzmir merkezli depremde, Ege Bölgesi’ndeki tüm iller başta olmak üzere, İstanbul, Yalova, Bilecik gibi iller de depremden etkilendi. Tüm Türkiye korkuyordu aslında. Deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak, neredeyse her yıl büyük bir depreme şahit olan bir ülke olarak ve nedense tüm bunlar bilindiği halde hiçbir önlemin alınmadığı bir ülke olarak herkes korku içinde bekliyordu. “Bu deprem İstanbul depremini etkiler mi” haberleri çıkmaya başladı, daha acımız tazeyken. Herkes İstanbul depreminden korkuyordu ama biz İzmir olarak ölüyorduk 30 Ekim günü. İzmir merkezli depremde, Ege Bölgesi’ndeki tüm iller başta olmak üzere, İstanbul, Yalova, Bilecik gibi iller de depremden etkilendi. Tüm Türkiye korkuyordu aslında. Deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak, neredeyse her yıl büyük bir depreme şahit olan bir ülke olarak ve nedense tüm bunlar bilindiği halde hiçbir önlemin alınmadığı bir ülke olarak herkes korku içinde bekliyordu. “Bu deprem İstanbul depremini etkiler mi” haberleri çıkmaya başladı, daha acımız tazeyken. Herkes İstanbul depreminden korkuyordu ama biz İzmir olarak ölüyorduk 30 Ekim günü. İzmir merkezli depremde, Ege Bölgesi’ndeki tüm iller başta olmak üzere, İstanbul, Yalova, Bilecik gibi iller de depremden etkilendi. Tüm Türkiye korkuyordu aslında. Deprem kuşağında yer alan bir ülke olarak, neredeyse her yıl büyük bir depreme şahit olan bir ülke olarak ve nedense tüm bunlar bilindiği halde hiçbir önlemin alınmadığı bir ülke olarak herkes korku içinde bekliyordu. “Bu deprem İstanbul depremini etkiler mi” haberleri çıkmaya başladı, daha acımız tazeyken. Herkes İstanbul depreminden korkuyordu ama biz İzmir olarak ölüyorduk 30 Ekim günü. İlk açıklama Tunç Soyer’den geldi. Bayraklı dışında merkez ilçelerde büyük yıkımlar olmadığını söyledi Tunç Başkan. İzmir Valisi Yavuz Selim Köşger, “Yıkılan binalar olduğu ihbarı var” dedi. Yollar dolmuştu. Kimse gitmek istediği yere ulaşamıyordu. Herkes bir yere gitmeye çalışıyordu. Oysa yardım bekleyen insanlar vardı. Bunu düşünmeden yollardaydı herkes. Tunç Başkan, kayıpların olduğunu, çadır ve mobil tuvaletlerin kurulacağını söyledi. Evinde hasar olanların dışarıda kalmasını ve ihtiyaçların temin edileceğini de ekledi. Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, 16.30 sularında açıklama yaptı: “5 bina yıkıldı, enkaz altında vatandaşlarımız var” dedi. Birçok ülkeden geçmiş olsun mesajları gelmeye devam ediyordu. Türkiye’deki herkes de İzmir’i düşünüyordu. Hayatını kaybeden sayısı artıyor, zaman geçtikçe korku büyüyordu. Eskişehir, Balıkesir, Afyonkarahisar, Sakarya, Kocaeli, Antalya, Bolu, Sivas, Düzce, Aksaray, İstanbul, Elazığ arama kurtarma ekiplerinin yola çıktığını duyurdu. Türkiye’nin her yerinden destek ekipleri geliyordu. Depremin üzerinden üç saat geçmeden Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), İzmir'deki depremde ilk bilgilere göre 1’i boğulma olmak üzere 4 vatandaşın hayatını kaybettiğini, 120 vatandaşın yaralandığını açıkladı. Saatler 17.30’u gösteriyordu. AFAD bu kez “4 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 152 vatandaşımız yaralanmıştır” açıklaması yaptı. İlk gün sokakta bitti İzmir için. Kimisi korkudan eve giremiyordu, kimisinin girecek evi kalmamıştı. Türkiye’nin her yerinden yardımlar geldi İzmir’e. Çadırlar kuruldu, ihtiyaçlar giderildi. Kira kampanyalarıyla evlere yıkılanlara ev, verilen desteklerle mobilya gibi ihtiyaçların temin edileceği sözleri verildi. Çok şükür ki İzmir, örnek bir dayanışma sergiledi. Kimse yüzünü çevirmedi yıkılan binalara… Herkes bir şekilde oradaydı. Tam iki hafta geçti depremin üzerinden ben bu satırları yazarken… İki hafta boyunca olan her şeyi, merak edenlere anlattım dilim döndüğünce… Gazetecilik zor zanaat, kaçmak istesen de kaçamıyorsun gerçeklerden, yazmak, görmek, anlatmak zorundasın. İsimlerin, yaşananların hepsi kazınıyor akla hayatının bir parçası gibi… Elif, Ayda, Halim Amca, Buse, Günay, Emine Teyze, İnci, Küçükyumuk Ailesi, Diren-Lena-Vera-Feda, ikizler Çağrı ve Sayra… 115 kişi… 40 saniyelik deprem 115 kişiyi ayırdı sevdiklerinden… İki haftada hepsi hayatımın bir parçası oldu. Yazıya başlarken yaşananları özetlemekti amacım. İyi kötü olan biten her şeyi paylaşmak istedim kendi gözümden. Ancak “Sesimi duyan var mı” cümlesi kulaklarımda çınladığı için bir yerden sonra devam edecek gücüm kalmadı. Belki bir gün yıkılan binaların olduğu bölgedeki sesleri unuturum ama arama kurtarma çalışmalarındaki sessizliği ömrümce unutmayacağım. Bunca insanın bir arada olduğu bir yerde kuş uçsa kanadının sesini duyardı herkes. Öyle bir umut vardı ki sessizlik anlarında, enkazın altından çıkacak ufacık bir ses, arama kurtarma ekibinden güzel bir haber gelecek diye. Aynı anda kaç duygu bir arada yaşanırsa o kadarı da vardı içimizde. Umut, korku, heyecan, acı, az da olsa sevinç... Yuva bildikleri yer, mezar oldu onlarca kişiye. Bir doktor randevusu, bir market alışverişi birilerini ayırdı sevdiklerinden. Binayı yapan inşaat işçileri “ilk depremde yıkılacağını biliyorduk” dedi. Siyasiler bir hafta boyunca gövde gösterisi yaptı yıkılan binaların çevresinde. “Deprem yasası” dediler, “komisyon kuruldu” dediler, “gereken yapılacak” dediler, “şöyle yardım, böyle para” dediler. Söylenecek her şeyi, herkes söyledi, yapılacak her şey de yapılıyordur bir şekilde. Bu saatten sonra ne önemi varsa… 115 kişiye mezar olan bu felaket, bugüne kadar hiç kimseye ders olmadı, bugünden sonra da olmayacak nasıl olsa. Ben bu defa şanslıydım, ne bana ne de tanıdığım birine bir şey oldu. Fakat yazdığım, okuduğum isimler, gördüğüm manzara, duyduğum sessizlik, kokladığım hava, yaşadığım korku beynime kazındı bir kere. Biz yazmaya devam ederiz, sanki uzaktan izliyor, aynı şeyleri yaşamıyor gibi. Yeter ki siz 30 Ekim’i unutmayın.

Fotoğraf. Sözcü, web

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Unutma