Sigara Üzerine


1980’lerden sonra Türkiye’de özel kanalların açılması ve televizyonun daha yaygın hale gelmesinden sonra yurdun dört bir tarafında televizyonun süratle hanelere girmesi bir kehanetin başlangıcı olarak yorumlamış ve bir kesim bu konuda oldukça kapanmıştır. Ne tesadüftür ki televizyon konusunda yapılan kehanetlerin hiçbiri bugün artık yeryüzünde girmedik ev bırakmamış hatta küçüle küçüle ceplerimize kadar girmiş sigara kadar tehlikeli bir uyuşturucu hakkında yapılmadı. Toplum içine yayılıp bir ağacın köklerini toprakta uzatması gibi popülasyonun içine nüfuz eden sigaranın bir uyuşturucu olduğu ve uyuşturucu bir maddenin özelliklerini sergileyip bağımlılık haline geldiği herkesçe bilinen ancak hakkıyla idrak edilemeyen bir durum haline gelmiş bulunmakta. Bu durumun temel sebebi bu konudaki çelişen tavırlardır. İçinde zehir olan bir bardağı “bak burada zehir var, sakın içme” dedikten sonra çeşitli yerlerde içilmesi amacıyla satarsan üstüne üstlük bir de zehir için güzel bardaklar ve kaşıklar üretmeye kalkarsan alenen yaptıkların söylediklerini çürütür mahiyette olur. Bu sebeple sigara yayılımı devam eder. Epidemiyolojinin gelişim döneminde (1952) sigaranın akciğer kanseri üzerindeki etkisine yönelik yapılan araştırmadan sonra ne kadar zararlı bir madde olduğu tasdiklendi sigaranın ancak bundan sonraki yıllarda aksine bir gidişat görülmedi sigara içiminde. O yıllardan günümüze kadar sigarada bulunan maddelerin türleri, karsinojenliği hakkında birden fazla araştırma yapıldı ve sigaranın tehlikeleri gözler önüne serildi. Ancak sigara şöyledir böyledir diye insanları uyarmaya çalışan her söz “iyilikler yapın çünkü öbür dünyada cehennem ateşi var” diyen din adamlarının sözlerine benzedi ve bazı durumlarda anlayışsızca yapılan konuşmalar sigara içenlerin kendilerini dışlanmış hissetmelerine, kırılmalarına neden oldu/oluyor. Diğer yandan sadece erkeklerin yapabileceği bir şeymiş gibi kabul gören sigara içilmesi kadınların da sigara içmeye başlamasıyla bir tabu gibi yıkılmaya başlıyor ve zamanla kadınından erkeğine her kişinin cebine girmeye başlıyor sigara. Ancak hamilelik sürecini ve doğurganlığı düşününce sigaranın kadın üzerinde daha farklı zararlara yol açabileceği gerçeği annelik duygusu ile sigara içme isteğini çoğu kez karşı karşıya getiriyor, evliliklerde sorunlara yol açıyor. Bir zamanlar içmeyen kişilere karşı içen kişilerin azınlık oldukları bu nedenle bazı durumlarda kendilerini toplumdan dışlanmış hissedebildikleri gerçeği daha sonrasında yıkıldı ve sigaranın toplumda son raddeye kadar yayılması ile beraber artık sigara içmeyenler içenlere karşı azınlık haline geldiler. Bu sebeple artık evlerdeki çoğu oda, çoğu kahve, otobüs, park ve bahçe, hastane önü sigara dumanından geçilemeyecek hale gelmiş temiz yaşam alanları giderek azalmakta. Böylesi bir durumda bir insanın bağımlı olduğu bir şeyi zorla elinden almak, yasaklamak ve cezaya bağlamak insani özgürlüğe aykırı bir durum teşkil ettiği için kolayca kabul edilebilir bir şey değildir. Her ne kadar hükümetler bazı dönemlerde bu tür hak ihlalleri ile gündeme gelip bunu bir marifet olarak gösterseler de bir insanın bedeni ve canı namusu kadar dokunulmaz olmalıdır. Ancak diğer bir açıdan sigara gibi tehlikeli bir uyuşturucu maddenin çay ve şeker gibi meşru bir şey olarak alınıp satılabilmesi ve sigara dumanının diğer insanları da etkiliyor olması toplum sağlığını korumak için yasaklanmasını gerektiriyor. Etik bir ikilem sorun haline gelen sigara meselesinin çözülüp çözülemeyeceği bir muammaya dönüşmüş durumda.

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör

Unutma