Son Bakış


Bedenimin buz kestiği bir salı akşamında görmüştüm onu. Yaşarmış ama umutla dolu mavi bakan gözleri ve dağınık kuzgun rengi saçlarıyla kalbimi fetheden bir ruhu vardı. Zaten dediğine göre zeki olması dışında bir meziyeti yoktu. Gözlerimin duvardaki renkli tabloya dalmasıyla, zihnimdeki canavar bana acı çektirmek istercesine kollarımdan sürüklemişti. (2 yıl önce herhangi bir ayın bilmem kaçıncı haftasının salı günü) Genç adam yoğun bir günün ardından yaşadığı taksi probleminden olsa gerek ifadesiz ve acı çeken bir yüz ifadesiyle düz yolda ilerliyordu. Yürürken kaldırımları ortadan ikiye ayıracak şekilde sert adımlar atıyor, yanından geçen az biraz insanın da ona dönmesine sebep oluyordu. Tik tak tik Tak... Akrep ile yelkovanın yakalamaca oynuyormuşçasına hızla koşması da cabası. Kehribar gözlerime değen okyanuslarla aniden durmuş, bedenimin bir adım ötesine de gerisine de birer set çekmiştim. Adeta kendimi bir adımlık yere hapsetmiş, özgürlüğümü yakıp kül etmiştim.

*** Pişman mıyım? Belki ilerde bir gün. -Yağmurlar hayat çizgilerime yağıyor. Hayatım artık sular altında Güneş gözlerime doğuyor, gözlerim görmüyor Adım seslerinin sahibi söyle, hayat gerçekten güzel mi? -Ateşler düşüyor hayat çizgilerime. Hayatim cayır cayır yanıyor. Rüzgâr gözlerime esiyor, gözlerim görmüyor. Adım atıyor olan söyle, hayat gerçekten güzel mi? Beni boğmaya çalışan, boğazıma sarılan bu eller de neyin nesiydi? Tanrım, ayaklarıma kadar diken içinde kalmamın yaşamla ne ilgisi var? -Yaşama batmışsın, ne hacet var soruşuna? Beni duymuyor belki de sadece dinlemiyor. Arkasını dönüyor ve ilerliyor. Adımlarını takip ediyorum. Adımlarım, adımlarını neden takip ettiğini dahi bilmiyor. Nefes alışını dinliyorum. Verişinde duymuyorum. Konuşuyor. -Gözler kör, yüreğiyle bakmalı insan. Gözler sahiden kör bayım. Bakıyor lakin görmeyen bir avuç insandan ibaret bu yaşam. Aniden içime bir his doğuyor, alıp başımı az öteye gitmek istiyorum. Çünkü bayım alıp başımı dünyanın başka bir ucuna gidecek param dahi yok. Evet, o kağıt parçaları... Evet, o demir yığınları... Evet, onlar engeller. -Kimisi öldürüyor bayım. Kimisi kendini öldürüyor. Ne dedi bilmem hangi insanoğlu? İnsan dersen Ha var, ha yok. Bir ‘ha’lık candan ne istersin ey insan? -Ateş, rüzgâr, dolu, aç. İnsanları yutmak için anı bekliyor. Kötülüğün kapısı kara delikte saklı. Kötülüğün kapısı seni, beni bizi yutacak. Felaketler tırnaklarını bedenlerimizi saplayacak. Ne dediğini anlayamıyordum, duruma el atmak için söze girdim. -Seni anladığım söylenemez. Tepki vermedi. -Sorununu en başından anlatırsan yardımcı olabilirim. Tepki vermedi. O an en doğru şeyin onu yalnız bırakmak olduğunu anladım. Gitmeli miydim? Susarsam da gitmiş olurdum onun için çünkü varlığımın gözünde hiçbir değeri yoktu. Sustum. O an onunla bir muhabbet içinde olduğumu kimse inkâr edemezdi. Az öncekine nazaran çok daha cılız bir sesle söze girince, bir an için öfkesini özlediğimi fark ettim. -Kelimelerin bana yardım etmesini çok isterdim. Boğazımda konuşmamı engelleyen o tel zincirlerini yok olmasını çok isterdim. Anlatabilmeyi de anlaşabilmeyi de isterdim. Kaldırım taşlarından beyazlarına özellikle basarak ilerlediği yolda birdenbire arkasını döndü. Bir an için utanıp sıkılsam da gördüğümle kendimle alay geçtim. Gözleri beni görmüyordu ki. Bakıyor ama görmüyordu. Kendimi çok aciz hissetmiştim. Beni duymuş gibi başını salladı ve devam etti. -Düşünceler içerisinde boğuluyorum ben beyefendi. Ufak böcekler gibi beynimi kemiriyorlar. Bakın omuzlarıma; omuzlarım bu koca kafayı taşıyamıyor. Nasıl da çökmüşler. Her insan bir galaksiyse omuzlarım bu evreni taşıyamayacak kadar zayıf kalıyor. Ne dersiniz sizce de o haklı değil mi? “Kim?” diye sordum ama beni duyduğuna bir an için bile ihtimal vermedim. -Kalbim, sizce de o haklı değil mi? Neyden bahsettiğini anlamıyor olmam kesinlikle benim suçumdu. Biraz da okumak isterdim, sırf anlayabilmek adına. Cebimden gelen melodiye lanetler yağdırmıştım. Utandığımı hissetmiştim. Aceleyle telefonu elime aldım. Hemen kapatmayı düşünüyordum ta ki ekranda gördüğüm isimle: Annem. Tüm denizlerin seslerini kulaklarıma doldurduğunu hissettim önce sonra olduğum yerde çöktüğümü. O an yaşıyor olduğum söylenemezdi. 2 yıldır o numarayla aranmayan telefonumun melodisi bile kulaklarıma ağıt gibi gelmişti. Annem ölmüştü ya benim ... Aceleyle açmaya çalışırken telefonu kapattım önce, 39 defa yeniden aramam fayda etmeyince bir şeylerin bir yanılgıdan ibaret olduğu bahanesiyle kendimi kandırmış ve çökmüş bir bedenle baş başa kaldığımı fark ettim. O nereye gitmişti? İçimde hissettiğim korkuyla hemen ayağa kalkmış hızla gidiyor olacağımız yolda koştum. Ne kadar zaman kaybetmiştim orada? Kırılmış mıydı? Kırmış mıydım? Aklıma gelen o öfkeli hali asla kırılmayacağını söylese de asla yanılgıya düşmedim. Her insan kırılırdı. Hem gözlerinde ışıklar taşıyan ufak bir kız kesinlikle kırılırdı. Dakikalarca birçok sokaktan geçtim, birçok yolu aştım. Ama onu bulamadım. Vazgeçtiğim dakikalarda yavaş adımlarla geldiğim yolu geri döndüm. Gözlerim yerdeydi, omuzlarım yere yakındı. Bakışlarıma takılan sarı ayakkabılarla duraksadım. Korkuyordum ya o değilse ve yanılıyorsam? Kaybetme duygusu bana sadece saf bir acı veriyordu. Sarılar hiç duraksamadan önümden geçip gitmişti. Cesaretimi toplayıp arkamı döndüm. Oydu işte. Peki neden hiç duraksamadan gitmişti? İlk defa kırıldığımı hissetmiştim. Arkasından bağırdım: -Nereye gidiyorsun? Kalbinin temizliğine inanmıyorum! Ardına dahi bakmadan gittin, bana neden orada birden çöktüğümü dahi sormadın! Gözlerimden gelen yaşı silmek için başımı yere doğru eğmiştim ki az önce olduğu yerde bir not kâğıdı gördüm. Kirlenmiş ellerimi önce paltomla sildim ardından kâğıdı elime aldım. Titreyen ellerim ve bulanık gören gözlerim işimi epeyce zorlasa da direnç göstermiş ve okumaya başlamıştım. -Beni bencillikle suçladın değil mi? Seni sormadığım içinde kızmışsındır sen. Nereden mi biliyorum? Çünkü sende insansın. Gözlerinde insana dair kırıntılar var. Ve ben bu yüzden senden uzaklaştım. Sadece bakmayın, sadece işitmeyin. Ki onları siz değil organlarınız yapıyor. Kendiniz yapıyormuşçasına olan bu kibriniz de neyin nesi? Görün, siz yapmış olursunuz. Dinleyin, siz yapmış olursunuz. İyilik edin elbet karşılığını bulursunuz. Son olarak beni çok ciddiye almayın. Ciddiye alırsanız, yargılarsınız. En iyisi mi siz beni hayatinizin seslerine saklayın ve görmeyin. Evet var olayım ama aynı zamanda görünmüyor da olayım. Not: Sadece gözlerimi ve zeki olduğumu hatırlayın, bu yeterli olacaktır. Sonuçta bir söz bitişi gibi son buldu sevişler ... Başımı hala orada hissettiğim bedene çevirdim. Son kez baktı ve arkasını dönüp gitti. Adım seslerine karışmış bir müzik sesi geldi kulaklarıma. Diyordu ki: Aman aman, acı yüzler kurşun gibi izler Farkında dahi olmadan devamını getirdim. Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda Evet oradaydı ama sadece gölgesi...

0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör