Stefan Zweig’in Deyimiyle Ruhların Şifacısı: Friedrich Nietzsche


Friedrich Nietzsche, 1844’te Almanya’nın doğu bölgesinde bulunan bir köyde doğdu. Babası bir rahipti. Okul yıllarında gösterdiği üstün başarıdan ötürü henüz yirmili yaşlarında Basel Üniversitesin’de profesör ünvanını aldı ancak bu başarısı uzun sürmedi, arkadaşlarından dolayı İsveç Alpleri'ne taşındı. Yapıtları üzerinde burada çalışmaya başladı. Ailesiyle geçinememek, kitaplarının satılmaması ve kız arkadaşının onu reddetmesi üzerine büyük bir zihinsel çöküşe girdi. Nietzsche Avrupa’nın içinde bulunduğu toplumsal anlamdaki ahlaki çöküşü erken gördü ve bunun için mücadele etti diyebiliriz, kitaplarında da bize üst insanı yani her türlü zorluğa göğüs geren arzularıyla savaşan insanı göstermek istiyordu. Bize olmamız gereken kişi olma yolunda kitaplarıyla yardımcı olmuştu ancak dönemin zihinsel çöküşü buna adeta ayak direniyordu. Nietzsche öğütlerinde yarattığımız neredeyse bütün değerlerin sahte olduğunu ve bu anlamda; ahlâkı, siyasi ekonomik vs. Bütün değerlerin ortadan kaldırılmasını ve bunların yerine üst insana yakışır değerler ortaya koymamızı savunur. Nietzsche’nin istediği şey insanın kendisiyle yüzleşmesi ve arzularına ulaşmak için savaşmasıydı. Ancak o zaman bir üst insana ulaşılır ve yenilgi değerli bir anlam kazanabilirdi. Hristiyan inancına karşı da nefret besleyen Nietzsche böyle bir inancın uyuşturucu etkisi yarattığını ve kıskançlığı reddettiğini düşünerek karşı geliyordu. Ona göre Hristiyanlık inancı insan iradesini dumura uğratan bir inançtı. Geçici memnuniyetler insan hayatının düzelmesi için büyük adımları engelliyordu ona göre ve bu yüzden alkolden de nefret ederdi. Dine inanamayan Nietzsche, dinin ortadan kalkmasıyla ortaya çıkacak boşluğun felsefe ve sanatla doldurulması gerektiğini düşünüyordu. Buna dayanan Nietzsche kendi zamanının kültür anlayışından pek de memnun olmadığı gibi üniversitelerin de insanı öldürüldüğüne ve öğrencileri kuru bilgilerle birer akademik askere dönüştürdüğünü de söylüyordu. Antik Yunanlıların trajik dramayı kullanma biçimlerine de hayrandı. Kendi çağında da böyle renkli olmasını istiyordu. Kısaca Nietzsche felsefesi ve hayatı üst insana ulaşmak üzerinedir. Ona göre kendini gerçekleştiren insanın çektiği açılar bir annenin doğum sancılarına benzer. Değerli şeyleri elde etmenin sancılı olduğu kadar meşakkatli olabileceğini de savunan Nietzsche lüks hayatın ve konfor içinde süre gelen mutluluğun gerçek mutluluk olmadığını savunur. Ve bu yüzden hayatı dolu bir şekilde yaşamanın sırrı tehlikeli yaşamaktır der Nietzsche.


1 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör