Uyumak


Kafamı çıkartmaktan çok korkuyordum. Bir Yunan askeri leşi almak için her şeyimi feda edebilirdim oysa. Kafamı siperin ıslak yüzeyine yasladım. Bir yastık gibi yumuşaktı. Göz ucu ile bizim cepheye doğru koşan intihar bombacısını gördüm. "Gözlerinde her şeyden bıkmış. Yaşamayı ölmek ile nişanlamış birini görüyordum" Savaştan mı yoksa delirdiğimden mi bilmem her şeyiyle bendim bizim cepheye koşan asker. Cesaretimi topladım ve silahı doğrulttum. O askeri hala kendim olarak görüyordum. Bana benden daha çok benzediği hissettim. Bunu umursamadım ve tetiğe bastım. Silah ateş etmiyordu. Tekrar ve tekrar bastım. Kendimi öldüremiyordum. üzerime koştu, aramızda 1 metre kalmıştı. Koşarak zıpladı ve pimi çekmedi. Bombayı patlatmadı. Bana sarıldı. "Ölmeyi göze alan bir adam sarılabilir miydi?" Bir anda sesler kesildi. Bu da yetmezmiş gibi kulağımda Müslüm şarkısı çalıyordu. Gözlerimi açtım. Geçen sene bin bir zorlukla boyadığım oda duvarını gördüm. Sabah zil sesimi arabesk şarkı yapmaktan vazgeçmeliydim. Kurduğum 8.alarmda uyanmıştım. Her 5 dakika daha fazla uyumak istediğimde, Ölüm döşeğinde Azrail ile sözleşme yapıyor gibi hissediyordum. Eninde sonunda uyanacaktım. Elinde sonunda ölecektim. Yatağımın karşısında boy aynam vardı karşısına güçsüz ve bitkin şekilde dikildim. Gözlerime baktım. Gözlerimde " her şeyden bıkmış, Yaşamakla ölmeyi nişanlamış birini" görüyordum. Kahvaltı yapmadım. Ağzımda iğrenç bir tat vardı. Hiç bu yoğun tadı bozmak istemedim. Kapıdan sonunda çıkabildim. Bahçede beni hazır bekleyen kedimle karşılaştım. Tebessüm ettim ve oturup sarıldım. "Ölmeyi göze alan bir adam sarılabilir miydi?" Sanırım gün içerisinde tek tebessüm ettiğim anıda arkamda bırakmıştım. Evde yalnızdım. İş yerinde yalnızdım. Vücudumun her yerine temas edilen bu mahşer yerini andıran minibüste de yalnızdım. Sağımda ve solumda ki cephelerde bulunan arkadaşlarım vardı. Ancak hiçbiri bana isabet eden bir merminin önüne geçmeyecekti. İşte bu yüzden yalnızdım. Bu merminin önüne geçecek herkes uzak diyarlara göçmüştü. İntihar bombacısı gibi üstüme koşan Azrail annemi, babamı, bütün sevdiklerimi almış, bana sarılmıştı. Minibüs olduğundan fazla hızlı gidiyordu. Girdiği her çukur nefret ettiğim insanların bana temas etmesini sağlıyordu. Öyle ya insanlardan nefret ediyordum. Sağıma baktığımda bir durak dolusu insanı almadan devam etmişti. İkinci durak, üçüncü durak. Minibüs durmuyordu. Üzerime koşan intihar bombacısının gözlerinde ki ışık kadar kararlıydı. Ben kadar kararlıydı durmamakta. Şoför arkasını döndü "fren boşaldı duramıyorum" diye bağırdı. Şoför bendim. Nasıl olabilirdi. Yüzünde ki her mimik benimdi. Öleceğiz diye bağırdı. Ben bağırmıyordum. Ama şoför ben olduğumdan emindim. Bir darbeyle sarsıldım. Minibüs yan devrilmişti. Herkes çürümüş bir kadavra gibi yerlerdeydi. Oysa daha yeni ölmüşlerdi. Minibüsünün yan devrilişi bana kendimi hatırlattı. Şuan ayağa dikilmiş bedenim, Yıllardır sürünen ruhumu gizliyordu. Bir darbe daha aldım. Bu sefer minibüs çarpmamıştı. Müdürüm öğlen arasının bittiğini, işime geri dönmemi söyledi. Uykuyu mu yoksa yarı ölmeyi mi çok sevdiğimden bilmem, 1 saat arada her zaman uyurdum. İşten çıktım. Uzun bir nefes aldım. Elimde olsa gün içerisinde tek nefes aldığımı hissettiğim bu anda aldığım bu nefesi geri vermezdim. Ki öyle oluyordu. Bebeğini kaybetmiş bir annenin yürek acısının binde birini hissetmeden bu nefesi vermiyordum. Bu acı bile beni bazen yere düşürmeye yetiyordu. Minibüse bindim şoförün yüzüne baktım. Tekrar tekrar baktım. Minibüsünü ben sürmüyordum. Buna sevindim mi bilmiyorum. Çünkü kaza yapmak, Bedenimin bir minibüs gibi yan devrilmesini istiyordum. Eve girdim. Annem kahvaltıyı hazırlamıştı. Hafif sitemkar, hafif tebessüm ederek anne zamanları karıştırıyorsun akşam akşam ne kahvaltısı dedim. Canım sabah kahvaltı yapmadın o yüzden bu gece kahvaltı yapacağız dedi. Bir saniye? Annem mi? Öl.. Doğru ya, Evet Evet bugün ikinciye gülümsedim. Odama girip üstümü değiştirdim. Bembeyaz geceliklerimi giymiştim. Boy aynama döndüm. Üstümde kefen gibi duruyordu. O yüzden en sevdiğim kıyafet bunlardı. Gözlerime baktım. Gözlerimde " her şeyden bıkmış. Yaşamakla ölmeyi nişanlamış birini" görüyordum. Babam hadi kahvaltıya diye bağırdı. Misafirimiz var dedi. Kim olduğunu merak etmiyordum. Ama içimi bir heyecan kaplamıştı. Kapıyı açtım geçen hafta askerde şehit olmuş arkadaşım bize akşam kahvaltısına gelmişti. Bu beni çok sevindirdi. Sarıldık. "Ölmeyi" göze alan bir adam sarılabilir miydi? Bilmiyorum Arkadaşım soğuktu. Ben ise yanıyordum. Evet kahvaltı yapmamıştım. Öğle arasında da uyumuştum. Annecim ne hazırladın diye sordum. Önüme büyük bir kapak içerisinde bir şey getirdi. Sürpriz dedi. Masada ki 5 kişi yemeği görmek için kapağı aynı anda kaldırdık. Annem, babam, arkadaşım, ben ve ... 5. kimdi bilmiyorum. Onu daha önce görmemiştim. Önümüzde silah şeklinde pastalar vardı. Kahvaltı da pasta mı yenirdi? Masada ki dört kişi de heyecanlı bir şekilde yiyordu. Ben de çok açtım. Vişne aroması bana hep güzel gelmiştir. Bu yüzden kırmızı olan namlusundan başlamak istedim yemeye. Gözlerimi kapattım ve başladım. Gözlerimi açtım. Ve kafamı ıslak olan sipere yasladım. Yastık gibiydi. Bir Yunan askerinin leşini almak için her şeyimi verebilirdim ama korkuyordum. Cesaretimi topladım. Kafamı çıkarttım. Bana doğru koşan intihar bombacısını gördüm. Yüzü bana çok benziyordu. Mimikleri benimkilerin aynısıydı. Aldırmadım. Bedenimi doğrulttum ve tetiğe bastım. Bu sefer silah ateşlenmişti. Vişne tadı ağzıma geldi. Fazla suluydu. Ama tadı güzel ve ıslaktı. Müslüm’ün şarkısını duymadım. Müdürüm de uyandırmadı. Anne çok güzel olmuş. Eline sağlık diyebildim. Sonra uyudum ve bir daha uyanmadım.


0 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör