Yeni Bir İnsanlık Hümanizması


Psikolojinin Doğuşu İnsanoğlu var olduğundan beri etrafındaki dış dünyayı algılamaya, fark etmeye ve çözümlemeye çalışmıştır. Bunların yanı sıra sürekli gözlemlediği dış dünyayı anlamaya ve buna karşılık tepkiler geliştirmeye çalışmıştır. Bu arayışı geçmişte olduğu gibi günümüzde de artarak devam edecektir.


İnsanoğlunun hayatı ve doğayı anlama gayreti pek çok bilim dalının ortaya çıkmasına temel olmuştur. Günümüze yani geldiğimiz yere kadar bakacak olursak, varoluşumuzun öncesini ve sonrasını anlama gayreti iç içe geçmiş, birbirine bağlı veya birbirinden kopuk görüşlerin olduğu mozaik bir insan atlası oluşturmuştur. İnsanın dış dünyayla olan bu bağlantısı, duyumlarıyla elde ettiği veriler olsun veya genetik aktarımlar yoluyla olsun onun kişiliğine, karakterine ve huyuna büyük ölçüde etki etmiştir. Zaman ilerledikçe yeni düşünce ve davranış prensiplerinin ortaya çıkması, insanı anlama ve çözümleme merakını da perçinlemiştir, bununla birlikte insan ruhuna yön veren ve onun anlam arayışına bir çözümleme getirme çabaları, psikoloji biliminin ilk doğum sancılarıdır. 19. yüzyılda, insan zihni ve algısı üzerine oluşan aşırı merakın olduğu bir dönemde, psikolojik yoğun tartışmaların ve fikir ayrılıklarının olduğu bir atmosferde, psikoloji yeni yeni bir bilim dalı olarak şekillenmeye başlamıştır. Ağırlıklı olarak insan bilinci ve zihni üzerine durulmuş, bu sebeple psikolojiye farklı görüşlerden ve bilim insanlarından tanımlamalar gelmiştir. Başlıca tanımlamalar; yapısalcılığın savunucularından Edward B. Titchener’e göre psikolojinin konusu ‘’bilinç deneyimleri ve yaşantılardır’’, işlevselciliğin en büyük savunucularından Willam James ise psikolojiyi ‘’zihinsel yaşantıların bilimi’’ olarak tanımlamıştır ancak psikolojinin kapsayıcı özellikteki tanımı ‘’davranışın ve zihinsel süreçlerin bilimsel olarak incelenmesi’’ şeklinde yapılabilmesi mümkündür. Bütün bu tanımlamalar ve özellikle psikolojinin kurucusu olarak kabul edilen ve aynı zamanda bir fizyolog olan Wilhelm Wundt’un bilimsel yöntemin psikolojiye uyarlanmasını amaçladığı için Leipzig Üniversitesinde kurmuş olduğu ilk laboratuvar çalışmaları ile 19. yüzyılın sonlarında başlayan süreçte işlevselcilik ve yapısalcılık akımları psikolojinin bir bilim dalı olarak gelişmesine katkı sağlamıştır. Psikolojinin yeni yeni bir bilim dalı olarak şekillendiği dönemde ortaya çıkan bazı akımlar; yapısalcılık, işlevselcilik, davranışçılık, psikanaliz (20.yy) ve gestalt psikolojisi… Ve şu an baktığımızda eskiye nazaran daha gelişmiş bir psikoloji bilimi ile karşı karşıyayız. Konu alanlarının, ilgi alanlarının ve çalışma alanlarının (klinik psikoloji, danışmanlık psikolojisi, sosyal psikoloji, okul ve eğitim psikolojisi vs.) oldukça genişlediği, özellikle teknolojik gelişmenin bilim üzerindeki etkisi düşünüldüğünde hayata bakış açılarının değiştiği ve yeni bir insanlık hümanizması çağına girdiğimizi söylemek mümkün.