Zor Doğum


Nurten, sekiz yıllık evliliğinde, uzun ve yorucu bir dönemin ardından Şemsettin’e bir çocuk verebilecek olmanın mutluluğunu yaşıyordu. O sabah, kış aylarının en beyaz günlerinden birinde, hastaneye 6 aylık bebeklerinin rutin kontrollerini yapmaya gideceklerdi. Uyandıklarında Nurten, çok yorgun olduğunu ileri sürerek hastaneye gitmeyi öğlen vaktine, daha sonra çeşitli sebeplerden akşamüstüne erteledi. Şemsettin direnç göstermeden her seferinde kabul ediyordu. Bu hassaslığı Nurten’in hamileliğinde artmıştı. Onun her istediğini ikiletmeden yapıyordu, ikircikli hallerine sinirlenmeden karşılık veriyordu. Fakat esasında da ev içinde Nurten’in çok daha fazla nüfuzu vardı. Karı kocanın iletişimdeki baskınlık seviyeleri vücut ölçüleriyle benzerlik gösteriyordu. Şemsettin cılız ve uzun bir adamdı. Yanakları içe çökmüş, elmacık kemikleri onun tersi istikametinde yerinden çıkmıştı. İnce dudakları her zaman solmuş ve kurumuş görünürdü. Zayıf bedenine kıyasla upuzun boyu onu pekala zor durumda bırakıyordu. Kapılardan geçmek, uzun süre ayakta durmak vücudunu epey kasıyordu. Bunlardan olsa gerek, kamburu daha kırklı yaşlarına varmadan göze çarpmaya başlamıştı. Nurten ise fazla kilolu ve kocasına göre kısa boyluydu. Bazı anlar çok yorulduğunda penguen gibi bir sağa bir sola eğilerek yürürdü. Yürüyüşüne laf edenlere çok kızardı. Böyle bir yanlış yapan her kimse daha da Nurten’den kurtulamazdı. Nurten’in dalga geçilebilen tek tarafı kilosuydu. Buna aldırmamasının nedeni yıllar önce onu istedikleri köyünde kilolu olmanın güzel sayılmada temel gereklilik olmasıydı. Köy halkının gözünde zayıflık, yorgunluk ile kilolu olmak ise canlılık ile ilişkiliydi. Köylerinde az da olsa halen devam eden bu algı, o zamanlar çirkin sayılan zayıf kızların okutulmasına, diğerlerininse evlendirilmesine sebep olmuştu. Tabi ki bu yöntem çok doğru ve gerekliydi. Zira evde kalan zayıf kızlar başlarına bela olacaktı. Şehirde bu güzellik görüşünün yok denecek kadar az olması , Nurten’i bir zamanlar gözde bir kız yapan kilolarını hor görüyordu. Akşamüstü mesai saatinin bitmesine az bir zaman kala hastaneye vardılar. Birkaç kişiye sorduktan sonra kadın doğum polikliniğini buldular. O sırada Doktor Neslihan, odasından çıkmak üzereydi. Çantasına telefonunu ve arabanın anahtarını koydu. Gün boyu çalışmaktan dağılmış saçlarına ve makyajı erimiş yorgun yüzüne baktı. Hızlıca yüzüne ve ellerine krem sürdü, saçlarını topladı. Son kez aynaya baktı. Tam çıkmak üzereydi ki sekreteri, hasta var hocam, alalım mı ? dedi. Karı koca, Nurten’in öncülüğünde içeri girdiler. Doktor mesai saati bitti, sizi alamam, dedi. Buna karşılık Nurten sızlanmaya başladı. Hocam bir baksanız, sabahtan kimse ağrılarıma çare olamadı. Uzun uzun ısrarlardan sonra Doktor Neslihan güç bela muayene etmeyi kabul etti. İçten içe kendine kızıyordu. Ne vardı o kadar oyalanacak , iki dakika erken çıksaydım şu an kafam rahat olurdu. Buyurun şöyle hemen uzanın bakayım, dedi doktor. Hocam kocam çıksın utanırım. Utanacak bir şey yok, sadece karnına bakacağım. Yok hocam olmaz, önce kocam çıksın. Evli çiftler arasında utanma olur mu ? Hadi uzan bakalım, benim çıkmam lazım artık, işim var. Yok diye başlayan aynı cevap doktorun teninde soğuk bir rüzgar estirdi. Ürperdi, silkindi. Siz bu çocuğu nasıl yaptınız ? diye bağırdı. O an karşısında hasta olmasaydı odadaki eşyaları kırmaya başlardı. Nurten sadece sustu. Şemsettin ilk andaki kadar görünmez bir roldeydi. Tamam, dedi doktor, gözleriyle göstererek siz çıkın siz de uzanın. Nihayet Şemsettin çıktı, Nurten de uzandı. Doktor muayene yatağının sağında duran ultrason cihazını çalıştırdı. Ardından Nurten’in karnını açtı. Bu sırada yıllardır tıp fakültelerinde öğretilen gereksiz sorularla hastanın zihnini meşgul ederek bulunduğu ortamdan uzaklaştırmak taktiğine başvurdu. Kaç yaşındasınız, kaç çocuğunuz var, daha önce hamile kaldınız mı, daha önce hamile kalmayı denediniz mi, önemli bir hastalık geçirdiniz mi? Nurten sorulara yetişmeye çalışırken doktor onun karnındaki çaputları açıyordu. Bir kazak, iki kazak ,bir çaput, iki çaput… Sonu gelmiyordu. Nihayetinde hastanın karnına ulaştığında şaşkınlıktan dili tutuldu. Kaç.. Aylık.. Kaç aylık demiştiniz ? Altı, altı aylık. Olamaz karnınız çok küçük , şimdiye kadar burnunuza kadar şişmiş olması lazımdı. Cılız ve ürkek bir “bilmiyorum ki” geldi karşıdan. Doğru söyleyin , hamile misiniz ? Nurten varla yok arası bir sesle evet dedi. Doktor ısrar etmeye devam etti. Nurten dayanamadı. Hocam ben hamile değilim, kocam ne zamandır çocuk istiyor, ben de çocuğumuz olmayınca bu yola başvurdum. Her hafta karnıma bir çaput bağladım. Altı aydır kocamı kandırıyorum. Doktor , çocuğun bir gün doğacağını da hesap etmişsindir umarım, diye araya girdi. Nurten’in gerginlikten yanakları al al olmuştu. Anlatmaya devam etti. ilk zamanlar sonra söylerim ,diye düşündüm sonra baktım ki kocam çok hevesli onu kıramadım. Nurten yardım ister gibi doktora baktı. Bu kadar zamandır kocan hiç bakmadı mı, nasıl oldu da saklayabildin ? dedi, doktor. Her bakmak istediğinde ayıp, günah diyerek onu oyaladım. Şimdi sizden istediğim kocama bebeğin durumu iyi, demeniz. Bir süre daha bu yalana devam etmeliyim. Keyifli bir anında söylerim. Hayır, ben sırrınızı saklayabilirim ama yalan söyleyemem. Hem keyifli bir anında söyleyip moralini bozmaktansa en mutsuz anında söyleyin ki etkilenmesin. Nurten ısrarın etkisiz kalacağını bile bile yapması gerektiği bir işin zorunluğuyla , böylece üzerine düşeni yaptığı için rahatlayacaktı , bir süre diretti. Ama doktor bir an önce odadan çıkıp gitmek ve bu garip hadiseyi hemen birilerine anlatmak dışında bir şey düşünmüyordu. Birazdan dışarı çıktıklarında Şemsettin’i koridorda heyecanlı bir bekleyişle buldular. Beklediği ödüle kavuşmanın mutluluğuyla gözleri parladı. Fotoğrafa bakabilir miyim ? dedi. Doktor muayene edemedi hayatım, mesai saatinden sonra reçete yazamıyormuş. O ana kadar sessiz sakin bir kedi gibi olan Şemsettin ,duyduğu bu cümleyle şişti, kabına sığamadı, köpürdü, bağırmaya başladı. Siz nasıl olur da benim karıma bakmazsınız. Bizim vergilerimizle maaş alıyorsunuz. Ne olmuş mesai saati beş dakika geçti diye. Hiç mi insanlığınız kalmadı . Bu sırada doktor çabucak sustur şunu der gibi Nurten’e göz kırpıyordu. Hadi hayatım , dedi, Nurten gidelim pazartesi yine geliriz. Şemsettin durmadan doktora söylenmeye devam ediyordu. Nasıl bakmazsınız benim bebeğime, sizi şikayet edeceğim. Kendisinden beklenmeyen bu yüksek tansiyonlu konuşmadan sonra sakinleşti. Karı koca çıkış kapısına yöneldiler. Doktor Neslihan gayri ihtiyari peki siz niye bakmıyorsunuz bebeğinize ? dedi. Şemsettin geriye doktora doğru baktı, ileri döndü, bu cümleye çok daha sonra anlam vermek üzere karısıyla kol kola yürümeye devam etti.


10 görüntüleme0 yorum

Son Paylaşımlar

Hepsini Gör